Passenger

Kaşlarının çoğu zaman çatık durduğu belliydi ama dudak kenarlarında da sürekli belirmeye hazır bir gülücük, kafasının için- deki hoşgörüsüz bir otorite tarafından sıkı denetim altında tutuluyormuş gibi titreşip duran, hınzır bir parıltı vardı. Boynunun uzunluğu da dün gibi aklımda.
Reklam
Dijital Boşluk
Artık mekânların insanlar için bir önemi yok. Odaklanılan şey, nerede olunduğu değil. Bugünlerde hiç kimse tam olarak bulunduğu yerde değil. En azından tek ayakları o uçsuz bucaksız dijital boşlukta.
Her şey değişir ve hiçbir şey değişmez.
Ağaç orada, olduğu yerde sakin sakin durup yavaşça büyür, yaprak çıkarır ve yaprak döker, yine yaprak çıkarırken mamutla- rın nesli tükendi, Homeros Odysseia'yı yazdı, Kleopatra saltanat sürdü, İsa çarmıha gerildi, Siddhārtha Gautama sarayından ayrılıp halkının acıları için gözyaşı döktü, Roma İmparatorluğu düşüşe geçip çöktü, Kartaca işgal edildi, Çin'de mandalar evcilleştirildi, İnkalar şehirler inşa etti, ben Rose'la birlikte kuyudan su çektim, Amerika kendi kendiyle savaştı, dünya savaşları yaşandı, Facebook icat oldu, milyonlarca insan ve başka türde hayvan ne yaptıklarını pek de bilmeden kısacık hayatlarını yaşayıp savaştı, üredi ve meza- ra gitti ama ağaç hep vardı.
Bilemiyordum. Tek bildiğim, yeniden bir şeyler hissetmenin güzel olduğuydu.
Yanlış ifade ettim. Müziğin içine girilmez. Müzik zaten içimizdedir. Müzik yalnızca var olan şeyleri ortaya çıkarır, belki de içinizde olduğunu bilmediğiniz duyguları hissetmenizi sağlar ve her yeri dolaşarak bütün duyguları uyandırır. Yeniden doğmak gibi bir şeydir.
Reklam