Eğer Sun Tzu’yu tanımıyorsanız, öncelikle onun 2500 yıl önce “Savaş Sanatı” kitabıyla strateji dünyasına “Aman kavga etmeyin, zekanızı kullanın!” mesajını bırakan Çinli bir general ve filozoftan bahsettiğimizi belirtelim. Tabii ki o dönemde henüz e-posta veya sosyal medya yok, dolayısıyla Sun Tzu mesajını el yazısıyla taşlara kazıyıp, askeriye dolaplarına asmış diyelim. Savaş Sanatı; yalnızca savaş meydanında değil, ofis koridorlarından akşam pazarlıklarına kadar birçok alanda da galibiyete ulaşmanın “çatışmasız” yollarını sunan bir rehber olarak kabul ediliyor.
Bu rehberde Sun Tzu, açıkça diyor ki: Zaferin en iyi yolu, rakibi alt etmeden, kendi ayağına dolandırmaktır! Diplomasiyle hallolacak bir iş varken kılıca sarılmak neden? Kitap tam da bu tür “akıl oyunlarıyla kazanan” taktiklerle dolu.
Sun Tzu’ya göre savaşı kazanmanın ilk kuralı, kendini ve düşmanını tanımaktan geçiyor. Yani sadece “Ben kimim?” sorusuna değil, “Rakibim kim, neyi sever, nelerden korkar?” sorusuna da cevap aramak lazım. Eğer rakibinizin zayıf noktalarını bulabilirseniz, artık onların üzerine gitmek için sahaya inmek zorunda kalmazsınız. Yalnız burada “kendini tanıma” konusunda Sun Tzu’nun bir uyarısı var: Kendinizi tanırken duygusal şişkinliklerden kaçının! Öyle “Ben bir dahiyim!” modlarına girmeyin; girerseniz öperler abi! Zira kibir, Sun Tzu’nun gözünde başarının en büyük düşmanı.
Ya imkanım olsa bu kitap üzerine iş hayatına nasıl entegre edilir diye bir yazı da ben yazmak isterdi. Sadece iş değil, ikili ilişkilerden tutun da gönül işlerine kadar askerlikten tutun da hayatın her bir alanına çok kolay entegre edilebilen bir eser. Şimdi şöyle düşün bu dünyanın en iyisinin sen olduğunu düşünüyorsun ya! Hahh o an aslında yenilmeye başladığının ilk işaretidiri. Çünkü kibir ön plana