Gıçı gırık bi örtmenim, öğretemeyen. Yaşamda yenik, yenilmiş ve becerememişliğine rağmen, umudu olan ve besleyen… estetiği kollayan, derdinde olan, adaleti isteyen peşinde olan, empatinin anlamını kovalayan, cesurluğa imrenen
Tanrının var olmadığı keşfedililince, kader sözcüğü öldü. Ancak kaderi inkar etmek küstah bir tutumdur. Bizlerin, kendi varlığımızın tek yaratıcısı olduğumuzu düşünmek deliliktir: eğer kader inkar edilirse, hayat kaçırılmış fırsatlar dizisine dönüşür. Asla olmamış şeylerin, hiçbir zaman olmayacak şeylerin üzüntüsüyle hala yapılmayan ve önceden yapılmış olabilecek şeylerin pişmanlığıyla, insan şimdiki zamanı da boşa harcar ve onu kaçırılmış bir fırsata dönüştürür
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
… Insan alışkanlığın pençesinde olduğunu fark ettiğinde ise bütün hücreleri çoktan duruma adapte olmuştur, bütün hareketleri koşullanmıştır, artık iyi gelecek bir ilaç yoktur.
… Hastalıkların en kötüsü alışkanlıktır. Alışkanlık insanların her türlü felaketi, acıyı, ölümü kabullenmesine neden olur. Alışkanlık yüzünden insan nefret ettiği insanlarla bir arada yaşar, kelepçe takmayı Öğrenir, haksızlığa maruz kalır, acı çeker, yalnızlık çeker. İnsan zamanla her şeye alışır. Alışkanlık zehirlerinin en acımasızıdır, çünkü sessizce damarlarınızdan içeri akar, bilinçsizliğinizle beslenir.
… bu tipi çok iyi biliyordun. Her tür gücün, her tür otoritenin, her tür eziciliğin önünde diz çöken tip. Yaşa Papadopulos, yaşa Stalin, yaşa hitler, yaşa Mao, yaşa Nixon, yaşa Papa, yaşa her kim denk gelirse: sırf göze batmamak için. Bu tipler kendinden daha şansız olan herkesten kendi güçsüz, ezikliğin acısını çıkarırdı. Ancak bu şekilde maruz kaldığı sömürlerin öcünü alabilirdi. Bunun gibiler sayesinde doğardı diktatörler, totaliter yapılar bunun gibilerle güçlenirdi…