Gıçı gırık bi örtmenim, öğretemeyen. Yaşamda yenik, yenilmiş ve becerememişliğine rağmen, umudu olan ve besleyen… estetiği kollayan, derdinde olan, adaleti isteyen peşinde olan, empatinin anlamını kovalayan, cesurluğa imrenen
… kendi değeri hakkında spekülasyon yapanlara dikkat et. Örtülü böbürlenenler. Hayat üniversitesinden dokuz yaşında mezun olanlar. Mızmızlanarak başkalarının zamanını boşa harcamayı kendine hak görenler… 30 yaşında birinin, anne-babasını suçlaması en hafif tabirle çocukça. İnsanlar bazı olumsuz hisleri alışır, zamanla bağımlı hale gelirler. Kötü hissetmek onlara bir konfor sağlar. Böylelerinin iyileşmeye, mesuliyet’e, fayda sunmaya, onarmaya, yüceltmeye… ne enerjisi yeter ne de zekası. Bağımsızlıktan, özgürlükten ödülleri kopar. Yakınlarına daima yük olurlar. Kabahatlerini, Hoyrattılarını hatta suçlarını, sahibiyken yaşadıkları nahoş muameleyle açıklarlar. Değişmeye, gelişmeye, büyümeye hiç niyetleri yoktur. Halbuki, çocukluk acıları uzun sürmez. Fakat onları ömre yaymaya bayılıyor herkes nedense…
… kendini başkalarıyla kıyaslamaksızın haddini bilmeye bakmalı. Buyruğa, kurala, güdüm’e ihtiyaç duymadan dengeyi tutturbilmeliyiz. Kültür yani terbiye bir reddeden sonra doğallaşır. Anlıyor musun? Fazlar daima bunalima sebep olur; yanlışlık, çirkinlik ve kötülük getirir. Bu üçü de seni delirtir.
… mutsuzsan iyi de olamazsın. Bunu anlaman önemli. Tatminsiz insanlar, sessizce gaz çıkarır gibi fısır fısır kötülük yayarlar. Bir başkasının sevincine iştirak edemezler. Otomatikman ikiyüzlüdürler… in, bedeni itibarıyla hayvandır: soluma, eşeyli üreme, sindirim, boşalttım… işkencesi evcilleş bilmeliyiz. Modern zihin, daha ziyade farkları görmeye programlanmıştır. Halbuki akıl-bir bakıma-benzer şeyler arasındaki farkların yanı sıra, farklı şeyler arasındaki benzerlikleri seçebilmektir. Beş parmağın beşi bir değil. Fakat neredeler? Edeler işte. Aynı aynı değiller lakin ayrı da değiller, bir aradalar. Mutsuz kimse bilgeliğe yaklaşamaz. Aslında mevzu gayet basit: bilgelik mutluluğu ucuza getirmektir…
Kurumsal dinler, tabiatta kaçak yaşayan bir canlının vehimlerinden, kurgularından ibaret bence. Dehşet ile ümit arasında mekik dokurken, güvence, kurtuluş, sığınak ararken hayallere tutunduk. Hayaletleri adlandırdık. Mahrumiyetlerlerden kaynaklanan psikolojik dezavantajlar telafi çalıştık. Duamıza içkin güçsüzlüğümüz sebebiyle; aş, erişilmez, mutlak bir iktidar tasarladık ki bizi himaye etsin. Dolayısıyla inanç sistemlerimiz masal kadar bile tutarlı değil maalesef.