Daha önce hiç inceleme yazmadığım için inceleme nasıl yazılır bilmiyorum. Sadece yazacağım bu yüzden, öylesine. İnsanları kitaba başlatma gibi bir gayem de yok. İnsanları bir kitaba başlatmak istiyorsam o kitap hakkında onlarla konuşmak isterim. Ama bu kitap hakkında kimseyle konuşmak istemiyorum, kendimle bile. Kitaba çizim yapmanın bile bana iyi gelmediği bir gün başladım. Yazmak istemedim, müzik dinlemek de iyi hissettirmedi tuhaf bir şekilde. Kitaplığımdaki bu kitapla bakıştım. Alıntılardan az çok fikrim vardı kitapla ilgili. Yeraltı edebiyatı. Yerin altındayken okumak gerek diye düşünüyordum. Zemine uzanırken, daha fazla düşmek mümkün değilken. Yaşamak ve hayatta kalmanın aynı anlamlara gelmediğini biliyorken başlamak gerek diye düşündüm. Altını da çizdim çoğu satırının. Umarım benden sonra okuyan olmaz benim kitabımı ve altını çizdiğim satırları okumazlar. Kırmızı kalemle altını çizdiğim satırları. Sadece bir satırın altını sarıyla çizdim. “Umarım sabaha ölmüş olurum.” demişti Kayra ve Kayra için ölüm sarı demekti. Başlayacaksanız ana karakterleri sevmeyebilirsiniz muhtemelen anlamayabilirsiniz de. Ancak bir kitabın okunması için ana karakterinin sevilmesi gerekmez. İnsanlar kitapların cümlelerinde kendilerini bulmayı sever ve kendilerini hiç sevmezler. O yüzden kitabı bir şekilde okursunuz, başladıysanız sonu da gelir. Kitabın dili de ağır değil hem. Ama bazı cümleleri birden fazla kez okursunuz yine de. Satırların altını çizmeye kalkınca da her sayfayı çiziyorsunuz. Sıkılıp bıraktım satırların altını çizmeyi bu yüzden. Kitaba da bu akşam başladım, bitmedi de. Ama tür farklılığından okunulabilir olduğunu düşünüyorum. Neyse işte. Kitap da tuhaf zaten. Kitaba uygun tuhaflıkta bir inceleme yazısı oldu.
Ama insanlar okumamalısınız diyor. Zaten benim gibi çok
Kinyas ve KayraHakan Günday · Doğan Kitap · 202535,4bin okunma
Yanımızda birileri varken sohbete hakim olan, mutlaka konuyla ilgili en ilginç cümleleri kurabilen, kahkahalar atan, sosyal ilişkilerden haz alıyormuşçasına karşısındakileri dikkatle dinleyen adamlardık. Ama insanlar gittiği zaman, bir saniye içinde o karanlık halimize bürünür, biraz önce yaptıklarımızın hepsi de sevmediğimiz ama gerçekleştirmek zorunda olduğumuz işlermişçesine asgari düzeyde cümleler kurardık.
Satırların altını çizmeyi sevmiyorum. Biri okuyacak diye ödüm kopuyor, duraksadığım satırları. Hem beni anlasınlar istiyorum hem de beni anlayacaklar diye ödüm kopuyor. Ancak şimdi anlaşılma isteğimin, ölümüne korkmamı yenmesinden midir bilmiyorum ama satırların altını çizmeye başladım. Bak tam da buradan yaralıyım, tam da bu düşünce beni parçalara ayırdı der gibi. Ama içimde bir yerde de şunu çok iyi biliyorum ki beni anlamaları mümkün değil. Benim kafamla iki dakikadan fazla geçirmeleri de mümkün değil.