Çünkü insanların büyük bölümü, birçok güzelliği göremezdi. Büyük bölümü, birçok güzelliğe dokunamazdı. Onlar, birer uyurgezer gibi geçip giderlerdi güzelliklerin yanından.
"Ak sakallı meşenin dediği gibi, insanın zalimliğine ağaçlarla kuşlar, böceklerle otlar, hayvanlarla taşlar değil, ancak insan karşı koyabilirdi.
Dönüp dolaşıp insanda başlıyordu her şey, dönüp dolaşıp insanda bitiyordu. Gerisi boştu. Yani insanın karışmadığı her şey bir masaldı.”
"Yani, kesilince hemen ölmeyiz öyle mi?"
"Deli misin sen, elbette hemen ölmeyiz. Benim büyüklerimden öğrendiğim kadarıyla ağaçlar, ya iyice çürüyüp un ufak olduklarında, ya da yanıp büs bütün küle dönüştüklerinde ölürlermiş."
"Yaaa?"
"Hiç düşündün mü, kapılar neden eğrilir sence, ya da duvara dayalı bırakılan bir gitar aylar sonra neden akort tutmaz, ya da pencereler bir süre sonra neden doğru dürüst açılıp kapanmaz?"
""Hala yaşarlar da, ondan mı?"
"Ondan tabii.."
Demek, eğri büğrü olursak insanlar bizi hemen yakarlar ve biz hemen ölürüz!"
"Evet, ne yazık ki öyle."
Kafamda ansızın bir şimşek çakmıştı.
"O halde, geleceğimizi belirleyebiliriz!" dedim sevinçle "Kendi kaderimizi kendimiz çizebiliriz!"
"Nasıl?" dedi köknar.
Yapraklarını çevirmiş, umutsuzca yüzüme bakıyordu.
"Dimdik büyürüz sevgili komşum!" dedim ona çın çın çınlayan sesimle. "Böylece, odun olup yakılmaktansa, tahta oluruz!"