Abdülhamid döneminin önemli Türkçü isimlerinden biri Arnavut asıllı olmakla beraber Şemseddin Sami’dir. Sami, Kamusü’l-a’lam ve Kamûs-ı Türkî adında iki önemli eserinin yanı sıra farklı türlerde birçok eser vermiş ve tercümeler yapmıştır. Sami de “Osmanlıca” tabirini doğru bulmayıp bunun Türkçe olduğunu savunmuş, Türk dilinin ve milletinin Osman Gazi’den öncesine dayandığını söylemiştir. Aynı zamanda “aslî dil” olarak nitelendirdiği Doğu Türkçesi’nden faydalanılması gerektiğini belirtmiş, Kamusü’l-a’lam adlı ansiklopedi çalışmasında “Türk”, “Turan”, “Turaniye” gibi maddelere yer vermiş, Türklüğü Osmanlı sınırlarından çıkarmış ve İslamiyet öncesi Türklükten söz etmiştir. Dilin, Arapça-Farsça sözcüklerden arındırılması gerektiğinin de üzerinde duran Sami, Türk edebiyatının başlangıcını da Türkistan’a götürmüş, bu hususta Orhun Abideleri ve Kutadgu Bilig ile ilgili çalışmalar yapmış, bu iki eserin ve Ali Şir Nevaî gibi isimlerin okullarda okutulmasını önermiştir. Sami de Ahmet Mithat gibi halkçılık ilkesi üzerinde durmuş, halkın eğitilmesi gerektiğini söylemiş ve kendisi de halk edebiyatıyla ilgilenmiştir.
Abdullah Uçman, “Şemseddin Sâmi”, TDV İslam Ansiklopedisi, c. XXXVIII, TDV Yayınları, İstanbul, 2010, s. 521-522; Akçura, Türkçülük..., s. 109·Kitabı okudu
Atsız'ın Turan hedefi
Atsız, “Eski yurtları ve soyumuzun koparılmış parçalarını kurtarmak için savaş da dahil her şeyi göze mi alacağız?” diye sormuş, daha sonra bu sorusunu “Elbette göze alacağız. Şüphesiz zamanı kollamak, hesapları iyi yapmak şartıyla" şeklinde cevaplamıştır.
Atsız, “Turancılık”, s. 4.·Kitabı okudu
Reklam
Gökalp ve Atsız'ın arasındaki kültürel Turan fikri farkı
Atsız’ı Turancılık hususunda Gökalp’ten ayıran bir diğer düşüncesi ise Turan’ı kültürel bir birlik değil siyasî bir birlik olarak düşünmesi olmuştur. Atsız, Türkleri yalnız kültür alanında birleştirmeye çalışmayı “boş ve yanlış” olarak nitelendirmiş, bu düşüncesini ise kültür birliğinin ancak siyasî birlik oluştuktan sonra sağlanabileceği temeline dayandırmıştır. Zira düşman devletlerin hakimiyet altında tuttukları Türklerin kültür alanında birleşmelerine izin vvermeyeceklerin söylemiştir.
Hüseyin Nihal Atsız, “Turancılık”, Ötüken, sayı: 6 (114), Haziran 1973, s. 4·Kitabı okudu
Nihal Atsız, öncelikli olarak Türklerin hangi ırka mensup olduğunu incelemiş, dönemin çıkan bazı yazılarında Türklerin Moğollarla olan akrabalıklarını inkar etmek için Türklerin Aryanî ırka dahil edilmeye çalışıldığını söylemiş, bunun doğru olmadığını, Türklerin Moğollarla ve Tunguzlarla beraber Altay veya Turan ırkına mensup olduğunu belirtmiştir.
Hüseyin Nihal Atsız, “Türkler hangi ırktandır?”, Atsız Mecmua, sayı: 1, 15 Mayıs 1931, s. 6-7.·Kitabı okudu
Gökalp, Turan düşüncesini şu dizelerle ölümsüzleştirmiş ve gelecek nesillere aktarmıştır; “Vatan ne Türkiye’dir Türklere ne Türkistan; Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir; Turan...”
Ziya Gökalp, Kızılelma, (haz: Hikmet Tanyu), Kültür Bakanlığı Yayınları, 1.baskı 1976, s. 5·Kitabı okudu
Gökalp, o günün şartlarında harsça birleşilmesi mümkün olan Türklerin, Oğuzlar olduğunu söylemiş, bunların Harezm, İran, Azerbaycan ve Türkiye topraklarında yaşadıklarını belirtmiştir. Bu birleşmenin “şimdilik” siyasî bir birleşme olmadığını o günün şartlarında yalnız harsça birleşmek olduğunu eklemiştir. Türkçülüğün üç mefkuresi olduğunu belirtmiş, bunları “Türkiyecilik”, “Oğuzculuk veya Türkmencilik” ve son olarak “Turancılık” olarak küçükten büyüğe sıralamıştır. Bunlardan Türkiyeciliğin gerçekleştiğini, Oğuzculuğun yakın mefkure, Turancılığın ise uzak mefkure olduğunu söylemiştir. Gökalp, Turan’ın gerçekleşmesinin mümkün olup olmadığını sormuş, daha sonra bu soruyu; Turan’ın bir uzak mefkure olduğunu, uzak mefkurede gerçeklik yönünün aranmayacağını, çünkü uzak mefkurelerin “ruhlardaki vecdi namütenahi bir dereceye yükseltmek için, istihdaf edilen çok cazibeli bir hayaldir” şeklinde cevaplamıştır. Yüz milyon Türk’ün birleşmesi hedefinin Türkçüler için bir vecd kaynağı olduğunu ve Turan mefkuresinin Türkçülüğün hızla yayılmasında etkili olduğunu söylemiştir.
Reklam
Reklam