"...Küçükken herkesten önce ölüp, hiç kimsenin öldüğünü görmek istemezdim. Anamın, babamın, büyükannemin, ağabeyimin, kız kardeşimin... Bu ev ne günlere tanık oldu. Ziyaret etmeye gelirlerdi, bahçe, orman dolardı. Geceleri kalırlar, bir curcuna ki anlatamam. Bir aileydi ki... Büyükanne, büyükbaba, amca, dayı, hala, teyze...ne ararsan vardı. Çocuk yuvasına dönerdi burası. Akşamları, bir aşağı bir yukarı kovalamaca, saklambaç oynardık. Ev yerinden oynardı. O zaman elektrik yoktu. Her yer karanlıktı. Korkumuzu yenmek için öyle bağırır, öyle gülerdik ki, sonunda dayak yerdik. Haşatımız çıkar, zıbarırdık."
Gülüşü yavaş yavaş söndü, gözleri daldı, uzaklara, çok uzaklara gitti.
"Bir tek ağabeyim kaldı. O zaman böyle olacağını bilseydim... Ama artık önemi yok. Hiçbir şey hissetmiyorum. Sırasını bekleyen için, başka birinin ölümü de bir şey ifade etmiyor. Bazen düşünüyorum, eğer o zaman ölmeseydi, şimdiye kadar her halükarda ölmüş olacaktı diyorum. Bugün için ne fark edecekti?"