arden

arden
Kurtulmak için çırpındığın o şey(ler) var ya dedi. On(lar)dan kaçarak kurtulamayacaksın! Peşinde değil ki o(nlar) senin... İçinde!..
129 kütüphaneci puanı
368 okur puanı
Ekim 2014 tarihinde katıldı
7/10
·373 syf.·
2025 62. kitabı
Film izleyemediğim zamanlarda sinema üzerine yazılan kitaplara kaçıyorum,bazı kitaplar ters etki yapıyor ama Sinema ve Mit kitabı film izleme itkimi arttıranlar arasında yerini aldı şimdiden. Kitabın Kahramanın Sonsuz YolculuğuKahramanın Sonsuz Yolculuğu kitabından yola çıkmış olması kitaba olan sempatimi en başından arttırmıştı. Joseph CampbellJoseph Campbell her zaman okumaktan keyif aldığım bir yazar olmuştur. Kitap sinemanı on farklı türünden beşer film seçerek onları mit/mitoloji ekseninde analizinden oluşuyor. Konu başlıklarını sıralamayla okumak yerine dilerseniz seçtiğiniz konu başlığı ya da filmler özelinde atlamalı okuma yapma özgürlüğünü tanıyor okuyucusuna. Tabi izlediğiniz filmlerden başlamak ya da izlemediğiniz filmleri izleyip okumak daha sağlıklı bir tercih olabilir (Bir anda "rosebud" un ne olduğunu öğrenirseniz Citizen Kane filmini izlemenin keyfinden mahrum kalabilirsiniz). Yazar kitabın başında okuyucusuna bir şema ve arketipler üzerinden nasıl bir yol izleyeceğinden bahsediyor. Şayet sinemayla ilgi düzeyinizin yoğunluğu az olsa dahi bu açıklamalar zihninizde bazı şeyleri canlandırabilir. Aynı tercihini türler üzerine filmlere geçmeden önce konu başlıklarında da yapıyor. Bahsedeceği sinema türünün klasikleşen anlatı yapıları ve filmlerin tür özelindeki yolcuğundan bahsederek okuyucusuna yardımcı olmaya çalışıyor. Bu yaklaşım kendi okuma alışkanlıklarım özelimde sevdiğim bir yaklaşım olmamakla birlikte anlayabildiğim bir durum. Kitap ele aldığı tür sayısını azaltıp filmler özelinde daha uzun analizler yapmış olsaydı kitaptan alacağım keyif katsayısı artabilirdi. Gözümü tırmalayan bir diğer konu ise kitabın basım tercihi üzerine oldu. Cümleler içerisinde bazı kelimelerin kalınlaştırılması: “sayın okuyucu bak buraya dikkat et” der gibi bir tavır takınıyor. Bu da tarz olarak hiç sevmediğim ve okuyucuyu
Sinema ve MitStuart Voytilla · Hil Yayınları · 20204 okunma
Reklam
8/10
·256 syf.·
2025 50. kitabı
Kendilerine meşhur polisiye yazarlarının adlarını veren kişilerden oluşan bir polisiye kulübünün yedi üyesi yakın zamanda Seiji Nakamura , karısı ve iki çalışanının öldüğü ve adadaki özel köşkünün yandığı adaya bir haftalık geziye çıkarlar. Birbirlerini lakaplarıyla çağıracak kadar polisiyenin içine geçmiş bu kişiler için böyle bir adayı ziyaret etmek heyecan vericidir. Adanın içinde bulunan ongen şeklindeki (Nakamura Seiji tarafından tasarlanmış olan yapı) evde barınacak, olayın yaşandığı yanan köşkün kalıntılarında dolaşacaklar ve polisiye dergileri için yazı yazmayı planlamaktadırlar. Ama adadaki ikinci günlerinin sabahında kendileri bir sürpriz karşılar. Ongen evin salonunda beş tane kurban, bir dedektif, bir katil yazısı bulunan yedi levha vardır. Ada yolculuğunun başında karakterler arsında mini gerilimler varken bu mini sürpriz grup içindeki gerilimi iyice arttırır, bunun sadece bir şaka olmadığını anladıkları ilk cinayetle birlikte gerilimleri zirveye ulaşır ve katil kim(?) ve katiller kim(?) oyunu oynanmaya başlar. Adaya giden ekibin dışında eskiden kulübe üye olan iki kişinin ellerine "Kızım Chiori hepiniz tarafından öldürüldü" mektubu gelir(aslında diğer üyelere de gitmiştir mektup ama adada oldukları için mektuplardan habersizdirler). Chiori adadaki cinayette hayatını kaybeden ailenin kızıdır, kulübün bir etkinliğinde aşırı alkol tüketimi yüzünden hayatını kaybeder. Adadaki cinayet için bahçivan suçlanmaktadır ama kendisine hiçbir şekilde ulaşılamamıştır. Mektuplardan sonra bu cinyaetleri işleyen başkası olabilir mi şüphesi belirir ve olayı kendilerince araştırmaya başlarlar. Geçmişte yaşanan bu vakaların birbiri üzerinde etkisi var mıdır, yok mudur ? Yazar kitap boyunca polisiye özelinde güzel sorular sorarak akıcılığını diri tutmayı başarıyor. Olaylar
Ongen Ev CinayetleriYukito Ayatsuji · Domingo Yayınevi · 2025286 okunma
7/10
·248 syf.·
2024 112. kitabı
Kitap adından da anlaşılacağı gibi Psikomitoloji (mitolojiyle psikolojinin, hep aynı materyali, farklı yorumlamalarla ele aldığı savından yola çıkar: Bir çatı kavram olarak, bireysel ve -masal, mit, destan gibi- kolektif metaforik öykülerin, psikodinamik kuram ve yöntemlerle okunması bilimidir: Mitlerde dış dünyanın nesnelerine ve olaylarına yansıtılan, insan zihninin gelişim ve eyleşim öyküsünü, gerisin geriye, içsel dünyaya doğru takip etmek, modern psikolojiyle buluşmaktır.)* çatısı altında farklı kişilere ait metinlerden oluşuyor. Kitap yörüngesini haliyle Yunan Mitolojisi ’ne kırıyor ama yer yer diğer mitlerle olan benzerliklerden de bahsediyor(özellikle uyku ve ölüm üzerine). Yazılar mitler üzerinden ilerlerken bu mitlerin edebiyat ve sinemaya uzanan örnekleriyle de bir çeşitlendirme yapabiliyor ki bu kitabın güçlü yanlarından birisi. Ama yazılar ilerledikçe konular bağlamdan yavaş yavaş kopmaya başlıyor. Ercan Kesal’ın sinema üzerine anlatıları ve sinemacılarla olan anılarını dinlemek, Lacan üzerine okuma yapmak, alanında oldukça yetkin olan İskender Savaşır(kitapta en keyif aldığım kısım olabilir)’ın yazısı ve mini biyografisini okumak kesinlikle sıkıcı değil ama kitabı okuma motivasyonumla da ilgili değil bunlar. Kitabın bana göre bir diğer handikabı da Oedipus Kompleksi’ni bir çember haline getirip etrafında zikzak çizen yazılar (kitabın bir yerinde de bahsedildiği gibi “Oedipus bir destandır ama psikanalizin miti olmuştur” önemli bir konu ve bununla bir sorunum yok) yerine editoryal bir düzenlemeyle bu konuyu daha geniş tek yazıda görseydik ve diğer yazarların farklı içerikleri ele aldıkları yazılarıyla kitap daha çeşitlenmiş bir hale gelebilseydi. Joseph Campbell okumaktan büyük keyif alan birisi olarak kitap bende büyük bir heyecan uyandırdı. Kitabın
PsikomitolojiKolektif · Minotor Kitap · 2024192 okunma
6/10
·360 syf.·
2024 103. kitabı
Kriz üçlemesinin ardından Markaris yeni kitabında ekonomik krizi kitabının ana karakteri haline getiriyor. Yazarımız tüm seri içerisinde karakter olarak duygusal anlamda en çok yıprandığı kitabıyla okuyucularını karşılıyor. Kitabın açılışı kızının milliyetçi bir grubun saldırısına uğramasıyla başlıyor, bu saldırının yaşanmasının yanında toplumun bu saldırıya gösterdiği tepki/tepkisizlik ve bürokrasiden başlayarak toplumun her katmanına yayılan çürüme kitabın güçlü alt metinlerinden birisi ki yazarın bu konudaki tutumu serinin önceki kitaplarında da sıklıkla işlenen bir konuydu. Buna bir de göçmen sorunları ve nefreti de eklenince Atina sokakları yine alevler içinde kalıyor. Kitabın baş karakterimiz için fazlasıyla duygusal başlangıcından mıdır(?) yoksa yazarın Haritos’un daha fazla iç sesini duymamızı istemesinden midir(?) kitap boyunca Haritos’un konular üzerinde en net fikirlerini duymaya başlıyoruz kitap boyunca. Bu girişin üstüne polisiyemizin ilk cinayetleri de işlenmeye başlar, kızının yaşadığı sorunların üstüne cinayeti üstlenenlerin seri cinayetlerine başlamasıyla Haritos “geçmişin şu an üzerindeki etkisi” minvalinde bir araştırma şeklini benimsemesiyle biz de olaylara dahil olmaya başlıyoruz. Ama bu kitap katil kim oyunu oynamaya pekte fırsat vermiyor, daha çok bir gözlemci gibi ilerliyoruz ve olayların üstüne mini tahminler yaptırma özgürlüğü veriyor okuyucusuna. Cinayetlerin bağlantı noktası beni pek heyecanlandırmamış olsa da yan karakterlerini olayın içine dahil ediliş şekli ve çok sesli anlatım biçimiyle yazarın bu düşüşü gidermeyi başladığını söyleyebilirim. Seriyi takip edenlerin gizli kahramanlarından olduğunu düşündüğüm Zisissıklıkla kendisine yer açıyor kitap boyunca. Markaris okumak her zaman büyük bir keyif oluyor benim için. Benzer toplumsal
Başlangıca Dönüş - SondeyişPetros Markaris · Alfa Yayınları · 202411 okunma
8/10
·352 syf.·
2022 63. kitabı
Bir şiirinde "Neden sen yaratmadın budünyayı?" diye sitem ediyordu Ahmet Hamdi. Budizeleri okuduğumda aklıma ilk gelen kişi Berger olmuştu. Yazılarında o naif kişiliğini belli eden Berger'i sadece bir sanat eleştirmeni olarak ele almak kendisine karşı büyük bir haksızlık olacaktır. En başından beri siyasi duruşunu gizlemeyen, ve bu görüşlerinde merkezi savunmak gibi kolaycılığa kaçmayan, vefatından kısa süre öncesinde bile Marxsist olduğunu dile getiren birisi. Hayatının tamamında işçi sınıfıyla birlikte hareket eden(işçi sınıfı çocuklarını sanatın bir alanıyla tanıştırmak için çabalamıştır),doğayla bütünleşmiş bir sanat aşığı. Siyasi kimliğinin hayatına etkisi yoğun olduğundan biyografisinin arka planı mini bir Avrupa siyasi tarihiyle bezelenmiş şekilde ilerliyor. Kitabın bir bölümünde hakkında söylenecek en güzel cümleyi bir arkadaşı söylüyor; "Berger'in her dediği doğru olmayabilir belki ama sorduğu sorular her zaman üstüne düşmek gerektiğini gösteriyor" Berger kitaplarında resim başta olmak üzere sinema, görme edimi,doğa,zaman üzerine düşüncelerini samimi ve duru bir şekilde aktarırken sinemada karşımıza çıkan zaman geçişleri gibi kelimeler ve konular arasında bir geçiş sağlar(bunun en güzel örneği Nazım Hikmet üzerine yazdığı ve bir ressamla birleştirdiği yazısıdır). Farklı türlerde yazdığı kitaplarının yanında sınıfsız diyebileceğimiz kitapları da vardır. O bir hikaye anlatıcısıdır; yazarken resim yapan, resim yaparken bir anlatı sunar okuyucusuna. Bunu yapan kişi bir göçmendir, istekli bir sürgündür. Düşüncelerinin aktarımının en berrak kısımlarını İngiltere'yi terk ettiği dönemde yazmaya başlamıştır. Bu tercih edilen sürgünlük okumaktan büyük keyif aldığı James Joyce'un seçimine benzer. Ama Joyce ile bu benzerliği bir yerde farklılık gösterir. Joyce hayatı
John Berger: Zamanımızın Bir YazarıJoshua Sperling · Everest Yayınları · 20225 okunma
Reklam