Kitap adından da anlaşılacağı gibi Psikomitoloji (mitolojiyle psikolojinin, hep aynı materyali, farklı yorumlamalarla ele aldığı savından yola çıkar: Bir çatı kavram olarak, bireysel ve -masal, mit, destan gibi- kolektif metaforik öykülerin, psikodinamik kuram ve yöntemlerle okunması bilimidir: Mitlerde dış dünyanın nesnelerine ve olaylarına yansıtılan, insan zihninin gelişim ve eyleşim öyküsünü, gerisin geriye, içsel dünyaya doğru takip etmek, modern psikolojiyle buluşmaktır.)* çatısı altında farklı kişilere ait metinlerden oluşuyor.
Kitap yörüngesini haliyle Yunan Mitolojisi ’ne kırıyor ama yer yer diğer mitlerle olan benzerliklerden de bahsediyor(özellikle uyku ve ölüm üzerine). Yazılar mitler üzerinden ilerlerken bu mitlerin edebiyat ve sinemaya uzanan örnekleriyle de bir çeşitlendirme yapabiliyor ki bu kitabın güçlü yanlarından birisi.
Ama yazılar ilerledikçe konular bağlamdan yavaş yavaş kopmaya başlıyor. Ercan Kesal’ın sinema üzerine anlatıları ve sinemacılarla olan anılarını dinlemek, Lacan üzerine okuma yapmak, alanında oldukça yetkin olan İskender Savaşır(kitapta en keyif aldığım kısım olabilir)’ın yazısı ve mini biyografisini okumak kesinlikle sıkıcı değil ama kitabı okuma motivasyonumla da ilgili değil bunlar.
Kitabın bana göre bir diğer handikabı da Oedipus Kompleksi’ni bir çember haline getirip etrafında zikzak çizen yazılar (kitabın bir yerinde de bahsedildiği gibi “Oedipus bir destandır ama psikanalizin miti olmuştur” önemli bir konu ve bununla bir sorunum yok) yerine editoryal bir düzenlemeyle bu konuyu daha geniş tek yazıda görseydik ve diğer yazarların farklı içerikleri ele aldıkları yazılarıyla kitap daha çeşitlenmiş bir hale gelebilseydi.
Joseph Campbell okumaktan büyük keyif alan birisi olarak kitap bende büyük bir heyecan uyandırdı. Kitabın