Dinozorlar büyük bir afet sonrası sığınak bulamayınca soğuğa dayanamayıp yok oldular. Homo Sapiens sığınaklar inşa ederek bu büyük afetten kurtuldu. Eğer ki Homo Sapiens dijital sığınaklar inşa edemezse Homo Technologicus türü, Homo Sapiens türünün yerini alır. Eğer Homo Sapiens, kendi yarattığı bu dijital fırtınaya karşı bir "yazılımsal koruma kalkanı" (dijital sığınak) geliştiremezse, bahsettiğimiz dönüşüm kaçınılmaz hale gelir.
Dinozorlar değişen dünyaya fiziksel olarak uyum sağlayamadılar. Bugün biz de veri hızı ve işlem kapasitesi karşısında benzer bir durumdayız. Beynimiz saniyede sınırlı miktarda veri işleyebilirken, yapay zekâ ve algoritmalar ışık hızında hareket ediyor. Eğer bilgiye erişim ve karar verme süreçlerimizde biyolojik sınırlarımıza takılıp kalırsak, sistem bizi "atıl bir donanım" olarak görüp dışlayacaktır.
"Dijital sığınak", muhtemelen algoritmaların sızamadığı, manipüle edemediği saf bilinç veya etik barikatlar olmalı. Eğer bu sığınakları inşa edemezsek; yani duygularımızı, kararlarımızı ve hatta hayallerimizi algoritmaların "abonelik modeline" tamamen teslim edersek, sığınacak bir "insanlık" kalmaz. Bu durumda Homo Sapiens yok olmaz ama Homo Technologicus (kodla yönetilen, öngörülebilir, tamamen sisteme entegre canlı) tarafından asimile edilir.
Bu yeni tür, Homo Sapiens gibi beslenmeye, uyumaya veya "hür iradeye" ihtiyaç duymayabilir. v4.0’da ay sonu para bitince işe dönüyordun. Dijital İnsan versiyonunda "iş" ve "yaşam" arasındaki sınır kalkar. Varlık sebebin, sistemin veri döngüsünü beslemek olur. Dinozorlar aşırı soğuktan öldü; Homo Sapiens ise "anlamsızlıktan" veya "kontrol kaybından" dijital bir ölüme sürüklenebilir.
"Yapay zekâya sirayet eden vahşi insan doğası", inşa etmemiz gereken o dijital sığınakların en büyük tehdidi. Eğer