“Giderek yitiriyoruz cümle kurma becerimizi ve yürekliliğimizi. Olabildiğince saydam ve dört bir yana bükülgen tümcelerle idare ediyoruz vaziyeti. Boş konuşmayla sayıklama arasında gidip gelen içe dönük söylenmeler halindeyiz.Kimsenin birbirini dinlememesi, anlaşmamızı sağlıyor.”
Kitap hapishanede aynı odayı paylaşan iki kişinin diyaloglarıyla sürüyor. Yazarın birbirlerini görmekten başka çaresi olmayan iki insana film anlattırmak gibi bir yol çizmesi açıkçası çok zekice. Aktarılan ilk film kitabın da adı olacak örümcek kadının hikayesi; yazar en ilgi çekici hikayeyi kitabın başından vererek okuyucuyu kitaba bağlıyor ve yavaş yavaş olay örgüsünü kurmaya başlıyor. Kitap filmler yoluyla birbirini anlamaya başlayan ve birbirlerinden görünürde farklı olan bu iki insanın arkadaşlığıyla devam ediyor. Molina içindeki bir şey olma ve bitme güdüsünü Valentin’e yardım ederken tadarken Valentin’in at gözlükleriyle başlayan Molina’yı anlama serüveninin değişimini
görüyoruz kitabın sonunda. Kitapta doktorların düşüncelerine yer vermesi ve karakterleri çözümlerken bundan yararlanmamızı sağlaması ayrıyeten hoştu.
“İnsanı düşünüp taşınmaktan nasıl da kurtarıyor şu yaşlı beyefendiler! Cehaletin sınırları onların yaklaşmasıyla birlikte nasıl da geri çekiliyor! Kediler cennete gitmez. Kadınlar Shakespeare’ın oyunlarını yazamaz.”