lorelei

lorelei
@aristokratberra
Sürüden atılan yavru olma sırası bana gelmişti şimdi. Durumumun tuhaflığı, ikiyüzlü davranışlarımla daha da belirginleşiyordu: Çünkü hâlâ pazarları kiliseye gidiyor, ayinlere katılıyordum. Şaraplı ekmeği kayıtsızca yutuyordum. Bütün bunların, inananlar için "küfür" demek olduğunu da biliyordum. Ben saklamakla, daha da beter bir şey yapıyordum; ama nasıl açıklayabilirdim? Suçlayıcı parmaklar üzerime çevrilecek, okuldan atılacaktım. Zaza'nın dostluğunu yitirecektim. Hele annem, kimbilir nasıl üzülecekti! Bir yalanı yaşamaya yargılıydım. Üstelik zararsız bir yalan da değildi bu. Tüm yaşamıma gölge düşürecek bir yalan! Bazen Zaza ile dürüstlüğüne, açık sözlülüğüne öylesine hayran olduğum Zaza ile bera berken, gizli bir hastalık gibi ruhumun üzerine çöküp ağırlaştıran bir yalan. Bir kez daha, bozamadığım bir büyüye tutulmuştum. Hiçbir yanlış yapmamış, hiçbir suç işlememiştim, yine de suçluluk duyuyor. dum. Büyükler beni ikiyüzlülükle, kâfirlikle, anormal ve düzenbaz bir olmakla suçlasalardı, bu yargıları hem akıl almaz ölçüde haksız, hem de çok yerinde gelecekti bana. İkili bir yaşam sürüyordum. Gerçek benliğimle, başkalarının gördüğü "ben" arasında dağlar vardı.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
O üzünç dolu koridorda, çocukluğumun sonuna geldiğimi belli belirsiz farkettim. Büyükler, hâlâ parmaklarının ucunda çeviriyorlardı beni; ama yüreğimdeki huzur, dönüşü olmaz biçimde yitip gitmişti. Şimdi beni onlardan ayıran, bir gurur kaynağı olmaktan çok ötedeki bu özgürlüktü. Yalnız bir suskunluk içinde tüm acısıyla yaşadığım bir özgürlük.
Omzunda birinin eli, ağırlığını duymayacağın kadar yakından tanıdığın bir el, yalnızlığı yok edecek kadar varolan bir el olduğu sürece, yaşam boyunca yürümek tatlı bir şey olmalı
Sayfa 165·Kitabı okudu
"Olmaz olmaz"ı, "kaçınılmaz"ı öğretmişlerdi bana; giyinip kuşanmaya önem vermenin, aynanın karşısına geçip kendime bakmanın utanç verici olduğunu belletmişlerdi. Ama gün geldi, aynaya pekâlâ acılı gözle bakmasını öğrendim. Bütün çekingenliğime, silikliğime karşın, çocukluğumda olduğu gibi, yaşamda hep ön planda olmayı istedim.
Sayfa 101·Kitabı okudu
Evlerin önü saydamlaşmaya başladığı akşam saatlerinde, ardında ışıkların yakıldığı pencerelere bakardım. Olağanüstü hiçbir şey görmezdim. Ama, masaya oturmuş da kitap okuyan bir çocuğa takıldı mı gözlerim, kendi yaşantımı, ışıklandırılmış bir sahnede seyrediyor gibi olurdum. Bir pencerede, sofra kuran bir kadın; bir başka pencerede oturmuş konuşan bir çift olurdu. Avizeler, lambalar altında, uzaktan uzağa seyrettiğim bu görüntüler, bu bildik sahneler, kafamda Châtelet Tiyatrosu'ndaki oyunların görkemliliğiyle boy ölçüşürlerdi. Bir yere kapanmış, bir çıkmaza saplanmış gibi görmüyordum kendimi. Aynı oyun, çok çeşitli dekorlarda, çok çeşitli oyuncular tarafından oynanıyor diye düşünüyordum. Varlığım, evden eve, kentten kente taşınarak sonsuza ulaşan sayısız tekrarlar içinde, bütün evreni kapsıyordu.
Sayfa 63·Kitabı okudu