arkadaş

arkadaş
@arkadaas
19 Şubat 1968'de, TBMM'de İçişleri Bakanlığı Bütçesi görüşülürken İçişleri Bakanı Fa­ruk Sükan'ın kürsüdeki konuşması sırasında TİP milletvekili Çetin Altan'a dönerek "Siz Nazım Hikmet'in en büyük vatan şairi olduğunu söylemediniz mi?" diye laf atmasının ardından çıkan kavga, sonraki birkaç yıla rengini verecek siyasal biçimin habercisi gibiydi. Çetin Altan bu laf atmaya "O en büyük Türk şairidir” diye yanıt verince parlamento kanlı bir saldırının sahnesi oldu. AP'liler o gün bütçe görüşmelerinin yapıldığı önceki günlere nazaran daha kalabalıkça TBMM'deydiler. Bu çoğunluk görüntüsü Faruk Sükan'ın tüm konuşması boyunca TİP'i hedef almasıyla birleşince, planlı bir saldırı tertibi izlenimi ya­ratıyordu. TİP'i kapattırmakla tehdit eden, "Moskova'dan emir almakla" suçlayan Sükan, Çetin Altan'dan "Siz Amerikalılardan emir alıyorsunuz" yanıtını alınca alevlenen tartışma, Nazım Hikmet hakkında bir kavgaya dönüştü ve AP sıralarından TİP sıralarına hücumlar başladı. Bu saldırı sırasında TİP Milletvekili Yunus Koçak tabanca kabzasıyla başından, Sadun Aren yumruklada gözünden ve 20 kadar AP milletvekili tarafından yer­de tekmelenen Çetin Altan da çeşitli yerlerinden yaralandı. Devletin güvenlik güçleri­nin bağlı olduğu bakanlığın bütçesinin görüşüldüğü bir sırada ve üstelik Emniyet Genel Müdürü dahil bu güçlerin yetkili otoritelerinin gözü önünde sosyalist milletvekilierine parlamentonun dar edilmek istenmesi, toplumsal muhalefetin dilinin susturulduğu Mec­listen sokağa yöneleceğinin bir işaret fişeği gibi görünüyordu. Nitekim çok kısa bir süre sonra AP’nin girişimiyle esas olarak TİP’in parlamentodaki varlığına son vermeyi hedefle­yecek şekilde seçim sisteminin değiştirilmesi, bu kanıyı olabildiğince güçlendirdi. 28 Şu­bat 1968'de TBMM'deki bütçe görüşmeleri tamamlanmış,
Sayfa 612 - Yordam Kitap, 4.Basım, Ocak 2022 (Gökhan Atılgan, Sanayi Kapitalizminin Şafağında)·Kitabı okudu
Reklam
“Artık ayakta duramayacak olanlar, hücrede, yanyana ve altlı üstlü yatıyorlardı; düzensiz bir mezar gibiydi burası. Temiz hava ve gün ışığını ancak sorgudan sorguya, ya da mahkemeden mahkemeye görüyorlardı.”
Sayfa 25 - Sosyalist yayınlar, Çev. Arif Çağlar, 2. Baskı, Eylül 1997·Kitabı okudu
(…) Kemiriyordu onu korku, kendisiyle bir ilgisi yoktu, sanki bambaşka bir yerden geliyordu, gölge gibi.Parmakla dokunulacak kadar yaklaşan perişanlığın insanlara ilettiği bu gölge, korkuydu. Herkes susuyordu, sessizlik iyice hissedilir olmuştu, buna engel olmak gerekti.
Sayfa 87 - Gözlem Yayınları, Çev. Azmi Arna, Birinci Baskı, 1993·Kitabı okudu
“Anacığım,” dedi, “bunlar…” “Bunlar ne kız, ne geveliyorsun. Bir haller gelmiş sana.” “Anacığım…” “Söyle, anan batsın senin söyle.” “O kutu savcılıktan gelmiş. Abimin kemikleri…”
Sayfa 50 - Everest Yayınları, 1.Basım, Mayıs 2024; “Kuş Konmuş Ağaç Yanık Bir Türküdür” hikayesinden.·Kitabı okudu
Etkin, aktif belirleme, bir sonucun ortaya çıkmasını sağlayan etmen. Edilgin, pasif belirleme ise, sonucu kolaylaştıran, güçleştiren, gelişmesinin belli yönlerini açık, belli yönlerini kapalı tutan bütün etmenler. Genellikle etkin belirlemeye “neden”, edilgin belirlemeye de “koşullar” diyoruz. (…) Bu belirleme çifti, her türlü duruma uygulanabilecek son derece kullanışlı bir bilişsel araçtır. Diyelim, bir arkadaşınızı birlikte gezmeye çağırıyorsunuz. Gezme gerçekleşirse, bunun etkin belirleyicisi, çağrınızdır. Gezmenin nasıl olacağı ise, elde bulunan araca, araç bulunmuyorsa ayakkabılarınıza, yolun durumuna, havaya, kalabalığa arabalı iseniz trafik kurallarına vb. bağlı olacaktır. Bütün bunlar edilgin belirleyici rolü oynayacaktır. Bu ayrımı sorgulayıcı bir bakışla yapmak, dogmatizmden uzak durmaya, her koşulda “somut durumun somut tahlilini” yapmaya olanak verir.
Sayfa 24 - Yordam Kitap, 2. Basım, Haziran 2020·Kitabı okudu
Reklam