Peygamberler yolu göstermiştir; yolu yürümek ise kula kalmıştır. Her gönül, kendi seyr ü sülûkunda ilahî kelâmın yeni bir tecellisine dönüşür. Sonunda insan, aradığı kitabın satırlarının kendi kalbinde yazılı olduğunu fark eder.
Kör ve anlayışsız kalabalıklar arasında
savruluyoruz; merhamet zayıflık sayılıyor, sevgi itibarsızlaştırılıyor, güven alay konusu... bu çağ, ruhlarımızı sessizce yutan bir bataklığa dönüşüyor.
Koç Grubu’nun 1966 yılında ürettiği Anadol otomobili için ‘kaputunu inekler yiyor’ dedikodusu ortaya atıldı.
Yılmaz Özdil: “Otokoç’un kurduğu Anadol ile Hyundai’nin kuruluş hikayesini anlattı:
“1966 yılında bugünkü Otokoç tarafından Anadol üretilmeye başlandı.
Türkiye’nin ilk yerli otomobiliydi.
Elbette mühendislik açısından ilk Türk otomobili, 1961 yılında üretilen Devrim’di. Ancak test aşamasında kalmıştı.
Anadol ise seri üretimle piyasaya sunulan ilk Türk otomobili oldu.
Adı üstünde, Anadolu kelimesinden markalaşmıştı. Amblemi de stilize edilmiş bir geyik figürüydü.
Türk milletine unutturdular ama geyik figürü, bizim kültürümüzde bozkurttan daha da önemli bir figürdü.
Aynı dönemde, 1967 yılında Hyundai de Güney Kore’de ilk otomobillerini üretmeye başlamıştı.
Hyundai’nin adı Türkçede ‘çağdaş’ anlamına geliyor.
Adeta tesadüfün sözlük anlamıydı.
Çünkü Anadol ile Hyundai aynı dönemde yollara çıktı. Birbirlerinin çağdaşıydılar.
Hyundai’nin motoru da Ford’tu, tıpkı Anadol gibi.
O dönemde Güney Kore’nin nüfusu 29 milyon, Türkiye’nin nüfusu ise 30 milyondu.
Nüfus olarak birbirine çok yakın iki ülkeydik.