arkadaş

arkadaş
@arkadaas
Kütüphaneyi Ezberledin, Kendini Okudun Mu.
Peygamberler yolu göstermiştir; yolu yürümek ise kula kalmıştır. Her gönül, kendi seyr ü sülûkunda ilahî kelâmın yeni bir tecellisine dönüşür. Sonunda insan, aradığı kitabın satırlarının kendi kalbinde yazılı olduğunu fark eder.
arkadaş
Çok fazla laf var ama hiçbirinin canı yok. Aradığım kitabın satırları kalbimde yazıyormuş, yok daha neler! Derin olacağım, mistik olacağım diye saçmalıyorsunuz.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Tek oturuşta bitirilebilecek okuması kolay ve akıcı roman önerileriniz var mı?
arkadaş
Cin Ali Serisi (10 Kitap Takım)
Kör ve anlayışsız kalabalıklar arasında savruluyoruz; merhamet zayıflık sayılıyor, sevgi itibarsızlaştırılıyor, güven alay konusu... bu çağ, ruhlarımızı sessizce yutan bir bataklığa dönüşüyor.
1000Kitap
arkadaş
Kör ve anlayışsız kalabalıklar da kaybolan her şey de sonuçtur. Peki, sebep ne ola ki? Çağ dediğinin içindeki nedir ki? Yoksa birkaç romantik sızlanmadan "nerede o eski ..." diye başlayan nostalji tutkusundan öteye gidemeyiz.
Anadol otomobilimiz vardı
Koç Grubu’nun 1966 yılında ürettiği Anadol otomobili için ‘kaputunu inekler yiyor’ dedikodusu ortaya atıldı. Yılmaz Özdil: “Otokoç’un kurduğu Anadol ile Hyundai’nin kuruluş hikayesini anlattı: “1966 yılında bugünkü Otokoç tarafından Anadol üretilmeye başlandı. Türkiye’nin ilk yerli otomobiliydi. Elbette mühendislik açısından ilk Türk otomobili, 1961 yılında üretilen Devrim’di. Ancak test aşamasında kalmıştı. Anadol ise seri üretimle piyasaya sunulan ilk Türk otomobili oldu. Adı üstünde, Anadolu kelimesinden markalaşmıştı. Amblemi de stilize edilmiş bir geyik figürüydü. Türk milletine unutturdular ama geyik figürü, bizim kültürümüzde bozkurttan daha da önemli bir figürdü. Aynı dönemde, 1967 yılında Hyundai de Güney Kore’de ilk otomobillerini üretmeye başlamıştı. Hyundai’nin adı Türkçede ‘çağdaş’ anlamına geliyor. Adeta tesadüfün sözlük anlamıydı. Çünkü Anadol ile Hyundai aynı dönemde yollara çıktı. Birbirlerinin çağdaşıydılar. Hyundai’nin motoru da Ford’tu, tıpkı Anadol gibi. O dönemde Güney Kore’nin nüfusu 29 milyon, Türkiye’nin nüfusu ise 30 milyondu. Nüfus olarak birbirine çok yakın iki ülkeydik.
arkadaş
Adam yıllardır gazetecilik adı altında cahil dediği halkın Atatürk ve bayrak sevgisini sermayeye çevirmiş, sözde Anadol övgüsü adı altında Koç övgüsü yapmış paranın aparatlarından biri. Sermaye düşmanlığı olsaydı Koç ailesi, bir asırdır bu halkın emeğinin üstünden dünyanın en zengin ailelerinden biri olabilir miydi? Yaklaşık 20 yıl üretilen Anadol, darbe sonrası ülkenin içine düştüğü ekonomik krizin yanı sıra ailenin daha kârlı ve rekabetçi tercihleri nedeniyle üretilmemiştir. Sermaye düşmanlığıyla ilgisi yok. Nitekim Ford gibi dünyaca ünlü firmayla daha büyük ve karlı anlaşmalar yaptı. Hatta Fiat'la anlaşarak üretilen Murat 124, Murat 131 ve geliştirilen diğer araçlar var. Bunların tamamı sermayenin rekabet, kâr ve kârın yeniden yatırıma dönüştürülmesi zorunluluklarının sonucu. Yılmaz Özdil nasıl sınırlı sayıda bastığı Mustafa Kemal kitabını karaborsaya düşürüp memurun 1 aylık maaşı fiyatına satıp sermaye yaptıysa Koç ailesi de Anadol yerine daha kârlı başka tercihler yaptı. Yatırımlarını bankacılık alanları gibi finans sektörüne de aktardı. TOGG üretildi ama haşmetli devletliler Audi A8'den inmiyor, TOGG kullanan bir tane AKP'li belde belediyesi başkanı bile yok.