"İmparatorluğun ileri karakolları"nda çalışan adamların en azından yetenekli ve çalışkan oldukları konusunda yaygın bir görüş vardır. Bu bir yanılgıdır. Bilimsel hizmet verenler dışında -orman şubesi, kamu işleri şubesi ve benzerleri- Hindistan'daki İngiliz memurun işini ustaca yapması için özel bir neden yoktur. İçlerinden çok azı, İngiltere'de bir taşra kasabasının posta memurunun gösterdiği çalışkanlığı ya da zekâyı gösterir. Asıl yönetim işi daha çok yerli astlar tarafından yapılır; despotizmin belkemiği, memurlar değil ordudur. Arkalarında ordu oldukça memurlar ve işadamları, aptal bile olsalar güven içinde işlerini yürütebilirler. Ve çoğu gerçekten de aptaldır. Zekâ yoksunu ama kendilerine saygılı bu insanlar, aptallıklarını çeyrek milyon merminin arkasında geliştirip güçlendirirler.”
O günden sonra her yıl, bir öncekinden daha yalnız, daha acılı oldu. Şimdi düşüncelerinin odağında duran ve hepsini zehirleyen şey, içinde yaşadığı emperyalizm havasının her gün daha da acılaşan nefretiydi. Çünkü beyni geliştikçe -beyninizin gelişmesini durduramazsınız ve yarı eğitimlilerin en büyük trajedilerinden biri, geç gelişmeleridir; çünkü o zamana kadar yaşamda bir yığın yanlış yapmışlardır- İngilizler ve imparatorluk ile ilgili gerçekleri kavradı. Hindistan İmparatorluğu bir despotluktu- hoşgörülü olduğu kuşkusuzdu ama yine de asıl hedefi hırsızlık olan bir despotluktu.
“İt, korkak it seni," diye söylendi Flory kendi kendine; ama yine de çok kızgın sayılmazdı; çünkü bu
düşünceye alışmıştı artık. "Sinsi, tembel, ayyaş, ahlaksız, ruhuyla bozmuş, kendine acıyan bir itsin işte. Kulüp'teki bütün o aptallar, kendini onlardan üstün sanmayı pek sevdiğin bütün o can sıkıcı salaklar, onların bile her biri senden daha iyi bir insan. En azından kendilerine özgü ayılıklarıyla erkek onlar. Korkak değiller, yalancı değiller. Yarı ölü, çürümeye yüz tutmuş değiller. Ya sen..."