Ağlayışların kaç damla, gülüşlerin kaç desibel? Yaşa be kardeşim, doya doya yaşa! Bağıra çağıra ağlamadan, kahkahalarla gülmeden göçüp gitme. Bırak kendini rüzgara, savrul da sürüklenme. Tutun bir ağacın dalına da, çok fazla çekme. İstersen ağladığın kadar gülme. Yaptıkların için kendini kahretme. Sadece, kalbini keşkelerle pişman etme.
Uzun zamandır yuvarlanıp gidiyorum sıkıntılar içerisinde. Ne bu sıkıntı, nereden bulaştı bana, niye sıktı beni? Bilmiyorum. Müthiş bir sıkılganlık, iç kemirilmesi yaşıyorum. Zaman bile o kadar bezmiş ki, benimleyken kıpırdamıyor yerinden. Kurtulamıyorum bu illetten. Bir yardım eli uzatmak çok mu zor gerçekten? Ben bataklıkta değilim, korkmayın. Bir sürükleniş bu sadece. Ama çıkamazsam bu işin içinden, işte o zaman ben bataklığın içinde değil, bataklık benim içimde olacak. Yardım edemiyorsanız, bir çamur da siz atmayın lütfen.
"Acı çekmek ne demekmiş asıl şimdi anlıyordum. Acı çekmek bayılana dek dayak yemek değildi. Ayaktaki cam kesiğine eczanede dikiş attırmak değildi. Asıl acı, kalbi baştan aşağı sancılara boğan, insana sırrını kimselere anlatmadan ölmeyi arzulatan bir şeydi. Kolları, başı hep dermansız bırakan, yastıkta öteki tarafa dönme isteğini bile söndüren bir şey."