Seni seviyorum. Gözlerimdeki ışığı, yüreğinin karanlıklarını aydınlatmak için tüketecek kadar, hem de hiç düşünmeden, hem de bir çırpıda silebilecek kadar kendimi. Ama biliyorum, sen hiçbir zaman bulamayacaksın beni. Olsun, kaybolduğumuz yolları da beraber aydınlatırız belki bir gün. Yanımda olsan şöyle derdin belki: "Ne gereği var bu kadar düşünmenin? El feneri de alamayacak değiliz ya?"
"Delilik şüphesiz aptallıktan iyidir. Delilik var olmuş bir zekanın yok oluşudur; aptallık, var olmamış bir zekanın var olmamaya devam edişidir. Deliliğin hiç olmazsa mazisi şanlı. Aptallığın şerefli bir tarihi bile yok."
Vıcık vıcık yüzeysellik yayan şu “kişisel gelişim” kitaplarının bağırıp durduğu “İstersen yaparsın!” sözü tam bir kandırmacaydı. İnsan ancak
yapabileceğini isterdi. “İstemek” kavramı, “dilemek”ten ve “hayallere dalmak”tan farklı bir şeydi. Bedelini göze almakla, gereğini yapmakla ilgili bir şeydi.''