Merhum Adnan Menderes, Fethi Okyar’ın partisinde Aydın il başkanıydı. Etrafta tutulan bir genç olduğundan, Atatürk görüşlerini dinlemek için kendisini çağırtıyor. Birinci Cihan Harbi’nde yedek subaylık yapmış, konuşmasını bilen, İstiklal madalyası sahibi biri söz konusu. O da anlatmaya başlıyor ve memleketin zenginlik istediğinden bahsediyor. İktisadi girişim hürriyeti istiyor ve bürokrasi ve hükümetin müdahalelerinden şikâyet ediyor. Anlattığı şeyler malum. Atatürk’ün de ne düşündüğü malum ama Atatürk ondan bunları yazmasını istiyor ve Menderes bir sonraki seçimde mebus olarak meclise giriyor.
Bir fıkra vardır: “Lenin ile Stalin arasında ne fark var?” demişler. “Birisi potin giyiyor, diğeri çizme,” diye yanıtlanmış. Lenin’in eserleri ders kitabıdır, doktrin kitabıdır fakat Stalin için aynı şeyi söyleyebilir miyiz? Hayır, tabii ki… Stalinst teoriyi Marksist dünya küçümser. Stalin uzun yönetimi boyunca emektarlar da dâhil herkesin üzerinden çizmeyle geçmiştir. Kurulan sanayi toplumu inanç ve propagandadan çok devlet terörünün eseridir.
Şu halde söylenecek şey çok açıktır: Cumhuriyet’i kuran hareket gerçek anlamda bir direniş göstermiş ve konumunu hak etmiştir. Nitekim mağlup olan devletlerden hiçbirisi böyle bir direniş gösteremedi. O ülkeler galiplerin dayattığı anlaşmaları kabul edip, yeni şartlara adapte olmaya çalışırken, tek direnen Türkiye’dir. Bu direnişi gösteren bir memleket sonunda kendi isteklerinde diretecek ve o direnişi örgütleyip komutayı elinde tutanlar da, haklı olarak, Cumhuriyet rejimine geçeceklerdir. İstanbul’dakinin aksine, aktif olan ve direnen Ankara’daki meclis istediklerini dayatacak ve kabul ettirecektir.