yıllarca instagram postlarında bir fincan kahvenin yanında oraya hiç ait gibi durmayan, tamamen gösteriş için konulduğu bariz olan bu kitapa inanılmaz bir önyargım vardı. çok fazla kitaplarla alakası olmayıp sırf biliniyor ve biliyor olayım diye okuyan okuyucuya sahip olması daha konusunu bile bilmeden beni kendinden soğutmuştu; aptalca, gereksiz bir önyargıyı işte.
sonrasında aynı yazarın İçimizdeki Şeytan’ adlı eserini okuyup beğenmemle bir şans vermeye karar verdim bu kitaba. iyi ki de başlamışım!
ilk otuz sayfa boğsa da devam edildiğinde ilginç ve sürükleyici bir hikayeye başlıyor. Almanya’ya iş öğrenmeye giden bir gencin, sergide gördüğü tablodaki kadına aşık olmasıyla başlıyor her şey. sonrasında tablodaki kadınla karşılaşması, aralarında geçen diyaloglar, tek taraflı bir aşk, hüzün ve acı.
gerçekten denildiği gibi herkesin okuması gereken bir esermiş, daha önce okumadığıma pişman olduğum kitaplar arasına giriş yaptı.