Hep kötü olmaya özendim ben. O kadar çok kötülük gördüm ki, sonunda ben de onlar gibi olayım, bitsin bu acı dedim. Dışım olsa da içimi bir türlü kötü yapamadım. İnsanları kırdıkça, üzdükçe, perişan ettikçe kendime daha çok kızdım. Kendime kızmak hiçbir şeyi düzeltmedi. Onlar, onları affetmediğimi sandılar ama ben kendimi affedemedim.
Korkuyorum ama kaçmıyorum. Kaçmayınca arada bir kırılıyorum, arada bir inciniyorum, arada bir de içim çok sızlıyor ama artık bunlara katlanabiliyorum. Başkalarının da kırılabildiğini, onların da içinin sızladığını o zaman daha iyi görebiliyorum. İçi sızlayan tek kişi ben değilim, yalnız değilim diyorum.
Kolay mı insan olmak? Mümkün mü insan olup da acı çekmemek? İnsan insanın kurdudur diyen fılozof Thomas Hobbes ne kadar haklıymış! Düşünüyorum da, insanı, yine başka insanlar üzüyor en çok... Taptığı, hayran olduğu, değer verdiği, muhtaç olduğu ve çok sevdiği insanlar. . . Düşmandan çok dostlar üzüyor. Analar, babalar, çocuklar, kardeşler, sevgililer üzüyor.