Konuşuluyor, durmaksızın. Bu kadar çok anlatılacak ne olabilir ki? Görünüşe göre çok fazla şey. Esme'yse bu insanlara açıklamak isteyebileceği bir şey, tek bir şey bile bulamıyor.
Önceleri Nehludov kendi kendisiyle savaştı. Ama bu çok zordu; çünkü onun iyi olduğuna inandığı şeyleri, başkaları kötü sayıyordu. Tersine, kendine inanarak kötü bildiklerini ise çevresindekiler iyi sayıyorlardı. Sonunda Nehludov savaşımı bıraktı. Kendine inanmaktan vazgeçti, başkasına inanarak yaşamaya başladı.
Halalarında kaldığı yaz Nehludov'un içi baştan başa heyecan doluydu. Bu hal bir gençte hayatın güzellikleriyle önemini, insanoğluna verilen işin büyüklüğünü başkasının söylemesiyle değil, kendiliğinden ilk olarak kavradığı zaman görülür.
Doğu Türkistan'daki Uygurların Çin zulmüne dair yaşadıklarını bir nebze de olsa anlamamızı sağlayan bir seyahatname. Taha Kılınç'ın orada gözlemlediği ve bizlere aktardığı bu kitabı şiddetle tavsiye ederim. Yansıtılmayan veya görmezden gelinen; üstü kapatılmak istenen durumları az da olsa anlamış oldum. Hatta kitabı okurken George Orwell'in 1984 kitabında olan şeylerin neredeyse Doğu Türkistan'da da yaşanıyor olması çok ilginçti. Velhasıl mutlaka okuyunuz...