“Yaşamda çok korkunç şeyler olabilir ama bunları değiştirmeye gücü yeten bir varlık mevcuttur,” düşüncesinin adıdır ümit aslında. Bizde de sufi anlayış, ümitvar olmayı Allah’ın yarattıklarına karşı hüsn-ü niyet sahibi olduğu inancının bir gereği saymış.
Kierkegaard, ümitsizliği en büyük günah olarak değerlendirirken İncil’den bir kıssayla açıklamıştı durumu: Hz. İsa’nın Lazarus’u mezarından çağırarak diriltmesi meselesiyle. Kierkegaard’ın fikri şöyleydi mealen; İsa, Lazarus’un ölmemiş ruhunu çağırmıştı geriye, bu sebeple onu diriltebilmişti, oysa ümitsizlikle ölenlerin ruhları kalıcı olarak ölür ve bir daha da dirilemez onlar, o sebeple ümitsizlik mümkün olan en büyük günahtır.
Yolumuzun tıkandığını hissettiğimizde yepyeni yollar, alternatif patikalar bulacağımıza duyduğumuz inançtır umut. Umut varsa yenilmek yoktur, direniş ve gayret vardır, bir çaba üzere olmanın huzur ve itminanı vardır.
Açık tut yüreğinin kapılarını ki neşe içeri girebilsin. “Her şeyin içinde bir şarkı uyur” ama onu sadece bazı ruhlar işitebilir.
İşit ve ruhunu hisset.
“Kahraman, bilmeye gelendir.” Bilmeyi göze alan, değişmeyi, anlamayı, sevmeyi, incinmeyi göze alan. Kendimizle karşılaştığımız, içimizdeki derin kuyulara bakabildiğimiz, kendi özümüzü bilebildiğimiz her seferinde yeni bir insan olarak geri döneriz.