Denir ki insanın içindeki savaş, kurtla, kuzunun mücadelesi falan nasıl kazanılacak sorusunun basit de cevabı varmış aslında: “Kimi besler, yedirir içirirsen.”
İnsan zanların, oyalanmaların ve zehhâpların devletiydi. Onları yaşatıp, işletip mevki sahibi yapıyor emekli ediyor, kendisi gün günden köhneleşiyor eski sarı bir binaya dönüyordu. Eğer ufuk sahibi ise elinden geçenlerin durdukları ve geçtikleri ve şimdi gittikleri yerde ne olduklarını biliyordu.
Her şeyi unutsam bir gün, ama her şeyi, derdin ne olduğunu, bunadığı halde bir çocuk şarkısını banyoda yıkanırken hatasız söyleyebilen yaşlı bir kadın gibi hiç ama hiç unutmayacağım.
“Dünya işte, önden giden arkadan gelene gülermiş, bir bildiği olduğundan mı, nelerin gittiğini görüp kalanla eğleşecek olanın haline mi, işte böyle bir hal imiş. Demek dünya gülünecek yer, yaşananlar bir müstehzi nazar bırakıp terk edilecek şeyler imiş. Öyle ya hayatı kim ölüden iyi bilirmiş.”