Başkalarının hayatlarını yaşamaya o kadar alışırlardı ki kadınlar, eskiyen hayatlarını yenisiyle değiştirmek için aşık olurlardı erkeklere. Çaresizlik vardı kadınların aşkında; erkeklerin aşkından kuvvetliydi bu yüzden.
Bazen boğazdaki köprüden gökyüzüne kavuşurdu bir beden. Bazen de kesilmiş bileklerinden sızan kana karışırdı. Etraflarındaki genç kızlar ya ölürler ya da evlenirlerdi genelde.
İlk erkeği ve kadını kovdurdu cennetten. Ama Tanrı elmayı dalından koparan erkeğe değil, elmayı koparabileceği halde erkeğine koparttıran kadına kızmıştı daha çok. Bu yüzden dünya denilen cehennemde böyle sefil yaşıyoruz. Elmalarımızı kendimiz toplamıyoruz dallardan.
Açlık ve yaşama sorunlarıyla boğuşan bireylerden, demokrasinin gereklerini yerine getirmeleri, demokratik bilince sahip olmaları beklenemez. Açlık ve yoksulluk her zaman ilkellik üretir.