Benimki gibi dinin etkisinin her alana nüfuz ettiği gelenekler tepeden tırnağa değerlerle doludur. Savaşmamız gereken, değerlerle olguların ayrımını vurgulayan bakış açılan değil, biz feministlerin kendimizi karşısında bulduğumuz, değerlerin istila ettiği bakış açılarıdır.
kendimi sıklıkla kültürümün kadınlara reva gördüğünü düşündüğüm baskı ve sefaletten dürüstçe bahsetme arzusu ile, bundan bahsetmenin Batı kültürünün kendini diğer kültürlerden "üstün görme" halini -kasıtsız bir şekilde de olsa- besleyeceği korkusu arasında sıkışmış buluyorum
Biz, kendimizi anladıkça feminist olduk/oluyoruz ve feminist oldukça kendimizi anladık/anlıyoruz. Feminist oldukça ve anladıkça, hem kendimizle, hem birbirimizle, hem de başkalarıyla daha çok dost olduk/oluyoruz.
Türkiye kırsalında doğmuş bir "yerliydim", ailedeki yaşlı erkeğin dediğinin olduğu birçok olay deneyimlemiştim. Ben buna ataerki diyordum, Elif "Hayatımız onlar için bir yudum su," diyordu.
Cinslerden beklenen performanslar ile ilgili kadın da erkek de aynı şeyi düşünüyordu. Ama ben erkeklere daha çok kızıyor, kadınlara ise daha çok kırılıyordum. Kadınların beni gözetmesini, kollamasını daha çok bekliyordum. Elimde değildi, deneyimlerimiz birbirine benzerdi.