“Kendimi iyi hissedeceğim, ait hissedeceğim bir ev arıyordum. Ya da birini belki, bilmiyorum. Ev dediğiniz dört duvar değil ki, orada sizi sevecek saracak biri…”
Akıl denen kibir kumkuması, tekmil salahiyet kendine verildiğinde eli sopalı külhanbeylerine dönüp diktatörlüğe soyunuyor, hükmettiklerini canından bezdirmekten başka bir işe yaramıyordu. Oysa yol makul bir bütünlük arıyor…
Hayat oklarla yol gösteren işaretlerle doluydu. Kimini fark ediyor, kimini görmezden geliyorduk. Fark ettiklerimize sıkı sıkı sarılıyor, yaptığımız bir enayilik yüzünden ya da işte sırf talihsizliğimizden yitirirsek, biz de kayboluyor, kahroluyorduk.
Ama kim bilir belki Ogo’nun da bir bildiği veya her şeyin kendi içinde akan bir zamanı vardı. Biz dışarıdan bakanlar, o iç zamanı göremeyiz ki. Herkesin zamanı kendini esir alır, biz o zindanı bilemeyiz ki.