Arzu Çıtak

Arzu Çıtak
@arzu85
Aldığım memur maaşının on iki dakika içinde bitmesiyle intihar etmek üzere köprüye çıktım. “Nereye hemşerim?” diye bağırdı gişe memuru. “İntihar edeceğim,” dedim. “Yasak hemşerim, ikinci köprüye gideceksin, birinci köprüde intihar etmek yasak.” Yamalı paltom, delik ayakkabılarımla çıktım yola.
Reklam
“Bu nasıl mani?” dedi. “Bana mani olamazsınız,” dedim. Fabrikanın küçülmeye gittiğini açıklayıp komik maniler yazmazsam kovulabileceğimi anlattı. “Metaforlarınız formdan düşmüş,” diye de ekledi. Geçen hafta elimi uyak motoruna kaptırıp yerine tahta bir el takıldığı düşünülürse komik maniler yazamayışım hiç de tuhaf değildi.
Kapısına yapıştırılan acente ilanlarını söküp anahtarı çevirdi. “Sanki ölü var,” diye söylenip pencereleri açarken aldı kokuyu. Bir korku doldu içine. Doğum günüm bugün, yoksa bir sürpriz mi yaptılar bana? Ne iyi ettiniz, ben bile unutmuştum deyiverecekti utangaç bir gülümsemeyle. Yüzünü şaşkınlığa hazırlayıp bekledi. Ne gerek vardı canım bu kadar hazırlığa. Gülümsemesini saklamaya çalıştı. Salonun ortasında orakla bekleyen adamı ev arkadaşı sanıp bu kokunun nereden geldiğini sordu. Çakan şimşekle aydınlandı salon. Dolaptaki tek süt masadaydı. Onca ayrıntı içinde gözüne en gereksizi takıldı. Bir şimşek daha. Yerde kendi bedenini de görünce siyahlar içindeki bu ifadesiz adamın Azrail olabileceğine kanaat getirdi. Yine de Azrail’in neden dolaptaki sütü içtiğini anlayamadı.
“Espri alır mıydınız?” “Yok, kullanmıyorum.” Topladım tezgâhımı, sinemadan ağlayarak çıkanların arasına karıştım. Komikleştirecek bir hadise bulma umuduyla karıştırdım gazeteleri. Yanlışlıkla güldürdüğü seyircilerden birinin hayatına son veren palyaço Fatih’in fotoğrafına da o yağmurlu gece rastladım. Gözlerine değil kırmızı palyaço burnuna bant çekilmiş.
Tam bir güzeli öpecekken dişleri döküldü, tanrım ne oluyor diyemeden edebiyat hocası Güvenç Bey, “T’yi büyük yaz.” diyerek ensesine vurdu. Sanki üç gözü vardı da herkesi göründüğünden farklı, olmak istediği, olduğu ve olacağı halleriyle görüyordu. Ayın kaçıydı? “On sekiz.” diye bağırdı evlenmek isteyen komşu kızı. Uyanmış mıydı? Belki uyanmamışımdır diye patronu Gizem Hanım’ı öptü. “Ne oluyor Alper Bey?” Bey demeseydi aşık olacaktı, demek rüya değildi. Aklında yine eskilerden bir pişmanlık sahnesi: İlk aşkını öpeceği sırada süt dişlerinden biri ağzından fırlayıp kızın suratına yapışmıştı. “Misafir gelecek birazdan.” diye bağırdı anne, kalkıp yüzünü yıkadı. Çapak ve kirpiklerinin içinde akan hayallerini görür gibi olup annesinin lavaboya çamaşır suyu döktüğünü fark etti. Bugün düşler şahsi, gerçekler onur kırıcıydı.
Reklam