“Vicdanın ziyası, ulum-u dinîyedir. Aklın nuru, fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecelli eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder. İftirak ettikleri vakit, birincisinde taassup, ikincisinde hile, şüphe tevellüt eder.”
Yani, insan bir kuş gibi düşünüldüğünde, bir kanadında vicdanını aydınlatan din ilimleri, diğer kanadında ise aklı nurlandıran fen ilimleri olmalıdır. Bu iki ilmîn birleşmesiyle insan sadece madde aleminin sırlarını değil, aynı zamanda fizik ötesi alemin de derinliklerini keşfedebilir ve anlayabilir.
Aksi halde, sadece din ilimleriyle meşgul olan bireylerde zamanla benimsediği görüşü körü körüne savunma anlamına gelen taassup ortaya çıkabilirken sadece fen ilimleriyle donanmış, her şeyi maddede arayan kişilerde ise imani hakikatlere karşı şüpheler meydana gelebilir.