Nefret ettiğim iki şey arasında seçim yapmak zorundayım
-ya aklımın tiksindiği düşleri seçeceğim ya da duyularımı dehşete düşüren eylemi; başka bir deyişle, hamurumda hissedemediğin eylem ya da şimdiye kadar hiç kimsenin mayasında olmayan düş.
Sonuç olarak her ikisinden de nefret ettiğime göre tek çare seçim yapmamak, ama bazen ya düş kurmaya ya da eyleme geçmeye mecbur kalıyorum ki, o zamanda ikisini birbirine karıştırıyorum.
Karamsar olmak olayları en kötü ve en acıklı tarafından almak demektir ve böyle bir tutum hem aşırı, hem rahatsız edicidir. Elimizde, ürettiğimiz yapıtın değerini ölçmek için hiçbir kıstas yok elbette. Tek derdimiz kendimizi oyalamak, bu doğru; ne var ki yazgısını unutmak için boş işlerle uğraşan tutkulular gibi değil, vakit geçirmek için yastık kenarı işleyen genç kızlar gibiyiz hepsi bu.
Yaşamayı bilmeden yaşayan bizlere ( benim ender benzerlerime ve bana ), her şeyi reddetmekten başka hayat tarzı , dünyayı seyretmekten başka yazgı kalıyor muydu?
Tanrı'ya inanmadığımı biliyordum, fakat düpedüz bir hayvan sürüsüne de inanamazdım; böylece ben de bazı insanlar gibi kalabalıkların sınırında, yani halk arasında Çöküş diye tabir edilen o her şeye uzak noktada kaldım. Çöküş, bilinçaltının tamamen yitirilmesi demektir, çünkü bilinçaltı yaşamın temelidir. Kalp dünüşünebilseydi, atmaktan vazgeçerdi
Asla bir geleceğe sahip olmamış olduğum günlerden birindeyim. Karşıma yalnızca, bir sıkıntı duvarıyla kuşatılmış, taş kesilmiş bir şimdi var. Irmağın karşı kıyısı, karşıda bulunduğuna göre, asla bu taraftaki kıyı değil; çektiğim acıların tek nedeni de bu. Nice limanlara yanaşacak gemiler var elbette, ama hiçbiri hayatın ıstırap vermez olduğu limana varmayacak, her şeyi unutabileceğimiz bir rıhtım da yok. Üstünden çok zaman geçti bunların, ama benim hüznüm hepsinden eski.