Tanrı'yı asla bulmayalım, Tanrı'nın var olup olmadığını bile bilmeyelim! Bizi şımartan düşlerin, sırtımızı sıvazlayan yanılsmaların içinde kaybolarak dünyadan dünyaya, hayattan hayata geçelim.
Ama gerçekliğe son durağa varmayalım sakın! Tanrıyla asla bütünleşmeyelim! Tam huzura ermeksizin, huzurun kırıntısıyla yetinelim, huzur arzusu hiç dinmesin.
Toplum, kültürünün temelindeki süreçleri, düzeni tamamen yitirmesinin cezasını haliyle politik alanda da gördü; sonuç olarak biz de, toplumsal yeniliklere tutkun, büyük bir hevesle ne olduğunu bilmediği bir özgürlüğü ve tarif etmeyi bile beceremediği "ilerleme" denen bir şeyi fethetmeye koşan bir dünyada doğmuş olduk.
Kölelik bu hayatın yasasıdır; başka kural da yoktur zaten, çünkü isyan etmenin de, kaçmanın da münkün olmadığı, kayıtsız şartsız boyun eğilen yasa budur. Kimileri köle doğar, kimileri sonradan olur, kimileri ise köleleştirir. Özgürlüğe olan korkakça sevgimiz (ansızın özgür kalsak, bu sefer de yepyeni bir şey olduğu için yadırgar, hemen kaçardık özgürlükten) köleliğin üzerimizdeki ağırlığını açıkça gösteriyor.