Hükümetmezseniz kendinize, nasıl hükmedersiniz başkalarına? Rüzgarların kamçıladığı köpüren bir dalga, getirebilir mi barış ve sükunet herhangi bir denize? Yaşlı bir göz, kederli bir kalbe yansıtabilir mi mutluluk dolu bir gülümseme? Korku ve öfkeyle titreyen bir el, dokunabilir mi bir gemiye?
Hükmedenler de hükmedilir diğerleri tarafından. Ve insanın içi dolar kargaşa, anarşi ve keşmekeş ile. Tıpkı bir deniz gibi maruz kalır her çeşit dalgaya ve gökyüzüne. Ve yine medcezirler olur, bazen sanırsınız sular altında bırakacak kayalıkları. Oysa derinlikleri deniz kadar sakindir ve her türlü rüzgarın yüzeyini şiddetle vurmasına alışıktır o.
Olursa bu gerçekten sizin rehber ruhunuz, dünyanın diğer evlatlarından, özellikle yaşamın mutluluğunu ve ölümün ıstırabını ikiliğin diliminde yaşamak için gelmiş olanlarından mahrum etmeyecek bilgeliğe ve sevgiye sahip olmanız gerekir. Çünkü onların da vardır birlikteliğe doğru kat edecek yolları. Ve uzundur onların yolu sizinkinden. Siz de yavaşlarsınız, yavaşlatırsınız onları.
Bilir bekleyenler, bedenin yaşamının, bedensiz yaşama uzanan köprüden başka bir şey olmadığını.
Ve bilir bekleyenler, insanın cesedini ve yetersiz duyuları, kusursuz ve yeterli duyularıyla dünyanın gözetleme delikleridir sadece.