Asena Ayça

Asena Ayça
@asenaayca
başka bir hayat başka bir cihân özlüyorum ben.
Hacettepe | Türkçe Öğr.
Ankara
13 okur puanı
Mayıs 2021 tarihinde katıldı
İlk Öpücüğün Manzarası
Şairane hayallere benzeyen bu sisler, şafağın ışıklarına doğru paralanarak yükseldikçe, yeryüzüne uyanacak gözlerden bir başka âleme doğru kaçışan meleklerin, uçarken titreyen semavi elbiselerinin yalnız uzun etekleri görünüyor sanılırdı. Ta karşıda, güneşin ışığını bile değiştirip dağıtmadıkça içlerine kabul etmeyen ormanların en gizli, en tenha köşelerinde, yüzlerce kuş bir aşk şarkısı söylerken, bu iki sevgilinin bir dakikadan beri birbirine temas ederek, durumdan ayrılmak istemeyen dudakları, kalplerine durmadan sevda taşıyordu. Bu fani hayat güzergâhında sonsuz olmaya değer ne kadar an ve saniye vardır. Gökyüzünde seher vaktinin renkleri, yeryüzünde altı renkli bir sabah, çiçeklerden bir gelin odası, kuşların şarkılarıyla alkışlanan ilk aşk öpücüğü, sonsuz olmaya layık değil midir? İnsan, derin hayaller içinde kaybolup gittiği zaman, hiç bir kelimenin tarif edemeyeceği -ruha karşı șimșek gibi açıldığı anda biten- bir sonsuzluk tebessümü olmaya layık değil midir?
Sayfa 89 - Alkım·Kitabı okudu
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
- Üşüyor musun? Bu hafif rüzgâr çiçeklerin nefesidir. Sana dokunmaz değil mi? - Hayır, bana bu manzara, bu büyüklük dokunuyor. Bu sırada gökyüzünün gittikçe açık mavi bir renk alması, sabahın yaklaştığını bu iki sevgiliye ilan etmekteydi. Havaya bakarak tabiatın güzelliğini, birbirlerine bakarak yaradılışın güzelliğini kutsayarak, biri diğerine aşk teminatı, bağlılık yemini gibi âşıkane naz ve niyaz içinde iken, yaklaşmakta olan bu ruh besleyici huzur sabahının uzaktan uzağa tebessümüne karşı, doğu tarafındaki yıldızların renkleri uçuyor, iki âşık güzelliğin tesiriyle kendilerinden geçiyorlardı. Sabaha kadar, sonsuzluk içinde, aşkın gözleri gibi uyanık olan yıldızlar birer birer sönüp kayboluyorlardı.
Sayfa 86 - Alkım·Kitabı okudu
Alıntı
Venüs Yıldızına Kavuşan İki Güvercin
Celal Bey uyuyamıyordu. Güneşin gökte yükselmesi, gözleri uyandırdığı gibi, ayın o kadar âşıkane surette her tarafa akseden ışığı da bu heyecan dolu genç ruhu uyandırmıştı. Uyuyamıyordu. Yatağından kalkarak ıstıral ve çarpıntısını yatıştırmak için, eline bir kitap aldı; bir saat içinde otuz kırk sayfa okudu. Fakat okuduğu yerlerden bir kelimesini anlamamıştı. Uykusuzluğun verdiği bir hararetle yataktan kalkıp saate bakarak, sabahın yaklaştığını anlayınca, şafağı seyretmek için bahçeye inmeye karar verdi. Giyinip de kimseyi uyandırmamak için yavaş yavaş merdivenlerden aşağı inince, alt kat odalarının açık bir penceresinin önünde, birisinin gamlı bir surette düşündüğünü görerek, korku ve çekingenlikle yanına yaklaştı. Dilber' di! Galiba o da hiç uyumamıştı ki, gündüz ki elbisesi hâlâ üstünde idi. Birbirleriyle konuşmaya başladılar. Celal Bey: -Bak, şu yıldızlar gecenin bu derin sessizliğinde nasıl parlıyor. Ta şu ufkun üizerinde, senin gönlüne bakan şu iki çift yıldız, düşündüklerini Venüs yıldızına söylemek için ufuklara doğru uzaklaşan iki beyaz güvercini andırmayor mu? Bunlar güzel, hepsi güzel. Fakat sen onlardan daha güzelsin.. Sen niçin uyumadın? Dilber, gönlündeki muhabbeti gizlemek için: - Hiç efendim, ben uyudum demek istediyse de, Celal Bey, ruhun kendisine verdiği sırları ifga etmeye alışık olan gözlerinden Dilber'in sevgisini anlayarak: Senin beni ne kadar etkilediğini biliyor musun? Beni gündüzleri düşündüren, gece sabahlara kadar uyutmayan hep sensin! dedi.
Sayfa 85 - Alkım·Kitabı okudu
Alıntı
Zengin ve fakir insanın saadeti mümkün müdür?
Yıldızlar karanlık içinde parladığı gibi, fakirlik ve sefalet içinde de saflık ve yüceliğiyle parlayan ruhlar yok mudur? Bir kalp, sevmek için mutlaka servete, asalete mi muhtaçtır? Bence en gerçek ikbal, içinde ruhun göründüğü iki güzel göz; en büyük servet, kalbin hissini gösteren gül renginde dudaklardan yansıyan tebessümdür. Güzellikten büyük asalet, kalp saflığından büyük servet mi olur? Asalet gösteriş ve servete; servet, asaleti görmeye tapıyor. Ben namusluluğa ve muhabbete.
Sayfa 82 - Alkım·Kitabı okudu
Alıntı
Denizin betimlenişi
Akşamları güneş ışığının ve insanların gürültülü koşuşturmalarınınn sükunet bulduğu gece yarılarında perilerin yıkandığı Marmara' nın koyu mavi güzel sathı üzerine yıldızların sırça renkli semadan âşıka- ne bakışlar gibi yolladıkları nurlu izleriyle gece, denizin yüzeyine inci işlenmiş mavi atlastan örtüsünü örtmüștü. Parlak yıldızların çokça biriktikleri gök parçasının yansıdığı suların üzerinde hafif ay ışığını andırır bir yıldız parıltısı oluşarak, daha ilerisinde denizin -kalp çarpıntısı- ile sevdiğinin dudaklarından öpen âşık gibi- çırpına çırpına sevdalı bir surette ufuklara dokunan küçücük dalgalarının mavi ka- raltılar içinde kaldığını ... (seyrederdi)
Sayfa 62 - Alkım·Kitabı okudu
Alıntı