Cinsellik bir çok toplumda, dinlerde ve inançlarda yasaklanmış, lanetlenmiş bir hazdır.
Cinsel ahlak, toplumların sosyal yapısı ve dini inançları ile bağdaşır durumdadır. Bu tarz bir çok inanç evlilik dışı ilişkiyi "şeytani" olarak nitelendirerek rahat konuşulamayan ve baskılanmış toplumlar yaratarak hazzı lanetler ve tanrı katındaki nikahı ile evliliğe erteler.
İnsanlar binlerce yıldır var oluşlarını ve zevklerinin doruk noktalarını bir kenara koyarak korkularının esiri olmuşlardır. Adeta cinselliğe tabular ve kılıflar yükleyerek bu eylemi sözde yok saymış ve tanrının cezası olarak görmüş ve tanrısının yüreğini rahatlatmıştır.
Üst bir kurum olarak oluşturdukları tanrının kesin kararıyla kendilerine yasakladıkları cinselliği büyük bir erdem olarak kabul etmiş, inançların varlığından bu yana "Tanrıya, devlete ve topluma" yakışır bir kul olmuşlardır.
Aslında bu yasağı ele alacak olursak: Kadın bedeninin bir meta haline gelerek "erkeğin malı" olarak görülmesi "namus" meselesi ile toplumsal ve ahlaki kuralların kadına yüklenmesi kadını hem toplumun dışarısına itmiş hem de erkeğin kadın üzerinde olan mülkiyetini sınırsız bir hale getirmiştir.
Bir erkeğin cinselliği "erkeklik" kadının ki "namussuzluk" ise o halde inanmış olduğunuz tanrınız erkekliği simgeler ve kusura bakmayın ikiyüzlüdür. Kadının cinselliği tanrının değil egemen olan sınıfın hakimiyeti ve gelenekler üzerine yasaklanır.
Bir olabilirlik üzerinden cinselliğin ahlaki bir zemine indirgenmesi adeta dincilerin ve yönetenlerin ellerinde bulundurdukları tabudan başka bir oluş değildir. Baştan belirtmek gerekir ki;
İnsanın beden bütünlüğü, cinsel seçim ve davranışları ailesi de dahil kimseye ait olamaz. İnsan yalnızca kendisinin "günahıdır".
Bir tanrı karşılıklı zevke ve şehvete dayanan bir olguyu