Dini ve vatani tehlikeler karşısında yalnız bir kurtuluş çaresi vardır ki, o da ilimlerde, sanayide, askeri ve hukuki teşkilatlarda Avrupalılar kadar ilerlemektir yani medeniyette onlara denk olmaktır. Bunun için de tek bir çare vardır: Avrupa medeniyetine tam bir surette girmek.
Müslüman milletler, evvelce Avrupalılara askeri ve siyasi kuvvetçe denk, hatta bazen üstün iken Avrupa'da iş bölümünün husule getirdiği terakkiler neticesi olarak, onlara nispetle gittikçe zayıf bir mevkide kalmağa başladılar.
Bir milletin Şark medeniyetinden Garb medeniyetine geçmesi için ne gibi usuller takip etmek lazım geldiğini anlamak için Deli Petro'nun yenilik tarihini tetkik etmek kafidir.
Hiçbir medeniyet hiçbir dine nispet edilemez. Bir Hıristiyan medeniyeti olmadığı gibi, bir İslam medeniyeti de yoktur. Garp medeniyetini Hıristiyan medeniyeti saymak doğru olmadığı gibi, Doğu medeniyetine de İslam medeniyeti adını vermek yanlıştır.
Üst sınıf, yalnız sarayın hizmetkarlarından mürekkep bulunan Osmanlı güzideleriydi. Halka kıymet vermedikleri içindir ki, bugün bu eski güzideler sınıfının ne lisanı, ne vezinleri, ne edebiyatı, ne musikisi, ne felsefesi, ne ahlakiyatı, ne siyasiyatı, ne iktisadiyatı, hasılı hiçbir şeyi kalmadı. Türk milleti, bütün bu şeylere yeniden her birinin elifbasından başlamak mecburiyetinde kaldı.