Bu milletin yakın bir zamana kadar kendisine mahsus bir adı bile yoktu. Tanzimatçılar ona: ''Sen yalnız Osmanlısın. Sakın başka milletlere bakarak sen de milli bir ad isteme! Milli bir ad istediğin dakikada Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılmasına sebep olursun'' demişlerdi. Zavallı Türk, vatanımı kaybederim korkusuyla: ''Vallahi Türk değilim. Osmanlılıktan başka hiçbir sosyal zümreye mensup değilim'' demeğe mecbur edilmişti.
Türkçülüğün vazifesi, bir taraftan yalnız halk arasında kalmış olan Türk harsını arayıp bulmak, diğer taraftan Garb medeniyetini tam ve canlı bir surette alarak milli harsa aşılamaktır.
Osmanlılar, Şarki Roma medeniyetini doğrudan doğruya Bizans'tan almadılar: Kendilerinden evvel, Müslüman Araplarla Acemler bu medeniyeti almış olduklarından, Osmanlılar onu bu dindaş milletlerden aldılar. Bundan dolayıdır ki bu medeniyeti, bazı fikir adamları İslam medeniyeti zannettiler.
Türklerin bu eski sulh geleneği sayesindedir ki Türk hükümdarları İslam devrinde de daima mağluplara şefkatle muamele etmiş, daima kendilerini beynelmilel bir sulh faktörü tanımışlardır.