Mutluluk - Fransız ressam Jean-Eugène Buland 1903 tarihli
Resmin asıl Fransızca adı “Bonheur des parents”, yani “Ebeveynlerin Mutluluğu/ Anne-Baba Mutluluğu” olarak çevrilebilir. Ressam burada büyük bir olayı değil,küçük ve sessiz bir aile anını resmediyor, yeni doğmuş bebeğini emziren genç anne ve ona sevgiyle, neredeyse hayranlıkla yaklaşan baba. Resmin gücü de tam burada mutluluk abartılı bir sevinç olarak değil, yorgunluk, yoksulluk, mahremiyet ve şefkat içinden doğan sakin bir duygu olarak gösterilmiş. Erkek figürün ise bedensel olarak öne eğilmiş olması ve ellerini birleştirmiş, bakışını bebeğe ve anneye yöneltişi resimde babayı otoriter bir figür olmaktan çıkarıp duygusal olarak dahil olan,hayranlık duyan, bir figür haline getirir. Bu da resmin duygu yoğunluğunu arttırır. Yeni doğan çocuklarıyla genç bir çiftin dokunaklı bir tasviri resimdeki hassasiyet ve sakinlik çok iyi tasvir edilmiş
Sanat
Kalbinizi iyi şeyler yapmaya adayın. Bunu defalarca tekrar edin, mutlulukla dolacaksınız. Yani mutluluk, dışarıdan gelen bir ödül değil; insanın tekrar tekrar yaptığı iyi niyetli seçimlerin sonucudur.Bir kez iyi olmak değil; iyiliği alışkanlık hâline getirmek... Affetmek, yardım etmek, güzel düşünmek, şükretmek, kırıcıolmamaya çalışmak gibi davranışları sürekli tekrar ettikçe kalbin de buna göre şekillenir. ●Mutluluğun yolu yoktur; mutluluk bir yoldur. Yani "Şunu elde edersem mutlu olacağım" diye geleceği beklemek yerine, mutluluk için bugünkü hayatın içinde, davranışlarınla, bakış açınla ve seçimlerinle çabalamaktır. İnsan her zaman mutlu olmak zorunda değildir. Acı, hüzün ve yorgunluk da insan olmanın parçasıdır. Belki asıl mesaj, zor zamanlarda bile kalbin yönünü iyiliğe çevirmeye devam etmek olabilir. Çünkü insanın iç huzuru, çoğu zaman dış şartlardan çok, kalbinin hangi yöne baktığıyla ilgilidir. ....burada anlatılan mutluluk, her gün neşeli olmak değil; her gün kalbini iyiliğe yönlendiren küçük seçimler yapmaktır. Çünkü insanın karakteri bir anda değil, tekrar ettiği davranışlarla şekillenir. Bugün yaptığın küçük bir iyilik, yarın kalbinin alışkanlığı hâline gelir.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
"Kalbimi kırdın ama asıl öldürdüğün şey sana olan inancımdı."
İşte bir insan evine döndüğünde, kendi odasına girdiğinde nasıl büyük bir huzur ve mutluluk hissederse; Yüce Allah'ın adı senin kalbinde anılınca, kalbin de kendi asıl sahibini, ev sahibini ağırladığı için öyle büyük bir neşeyle, ferahlıkla doluyor.
Bu hayatta sevdiklerin, değer verdiklerinle geçirdiğin ufacık mutluluklardan sonra bile seni kırabiliyorken nasıl olurda bu dünyada mutluluk arayabiliyorsun? Bu dünya rahatlık, mutluluk diyarı değil.Asıl mutluluk Rabbini tanırken çıktığın yolculuktadır.Bu yolculukta önce kendini, sonra Rabbini bulursun.Öyle güzel bir yol ki, bu dünyadan beklentin kalmıyor.Ve anlıyorsun ki burası Rabbine sevdalı olanlara gurbettir, her geçen gün yâre olan özlemin daha çok artıp, ölümü vuslat bilmektir...
Duygu ve Düşünce
Selam 1K… Görüşmeyeli umarım iyisinizdir(: Bu gece konuşmak istediğim konu: aşk. Aşk… Tuhaf bir kelime. İnsanı hem gökyüzüne çıkaran hem de yerin dibine sokabilen bir duygu. Peki, aşk dediğimiz şey tam olarak nedir?? Kimine göre imkânsız olan, kimine göre fazla çikolata yemekten farksız bir his, kimilerine göre ise hayatın anlamı… Peki aşkın çıkış noktası ne??Hayranlık mı?? Cinsel dürtüler mi?? Saf sevgi mi?? Yoksa hiçbir tanıma sığmayan, sadece hissedilen bir duygu mu?? Ve aşk sadece iki insan arasında yaşanan bir duygu mu??Bence aşkı yalnızca romantik ilişkilere indirgemek büyük bir hata. İnsan; havaya, bir resme, bir müzik parçasına, bir çiçeğe ya da bir hayvana da âşık olabilir. Çünkü aşk, bazen baktığın şeyde tarifsiz bir huzur, heyecan ve mutluluk bulabilmektir. Artık “Aşka inanıyor musun??” sorusu bana çok anlamlı gelmiyor. Hatta bu konuyla ilgili eski bir iletime bugün baktığımda, ne kadar saçma düşündüğümü fark ediyorum. Çünkü bence insan, inanmasa bile aşkın varlığını kabul ediyor. İnanmamak bile bir yerde onun varlığını sorgulamak ve dolayısıyla kabul etmek değil midir??Aşkı tanımlamaya çalışan sayısız açıklama var. Ama nedense hiçbir tanım tam anlamıyla yeterli gelmiyor. Belki de onu bu kadar özel kılan şey, onu tam anlamıyla açıklayamıyor oluşumuzdur… Belki de asıl soru şu olmalı: “Benim için aşk ne??” Benim için aşk, insanın kendini en çok ait hissettiği yerlerde saklıdır… O halde aşkın her hâline iyi geceler…
1000Kitap