10/10
·328 syf.·
2026 3. kitabı
İslam tarihçisi M. Asım Köksal’ın titiz bir araştırma ve tamamen muteber ilk dönem kaynaklarına (Taberî, İbnü'l-Esîr, İbn Kesîr vb.) dayanarak kaleme aldığı "Hazret-i Hüseyin ve Kerbela Faciası", İslam tarihinin en büyük trajedilerinden birini kronolojik, tarafsız ve belgelere dayalı bir şekilde ele alır. Yazar, olayları ajite etmeden, tarihi hakikatleri ön plana çıkararak Ehl-i Beyt sevgisini ve adaleti savunur. 1. Hazret-i Hüseyin’in Şahsiyeti ve Ümmetteki Yeri Kitap, Hz. Hüseyin’in doğumu, çocukluğu ve dedesi Hz. Muhammed (s.a.v.) ile olan derin bağını anlatarak başlar. Peygamber Efendimiz’in onun hakkındaki "Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin'denim" gibi hadislerine yer verilerek, Hz. Hüseyin'in Müslümanlar nezdindeki müstesna yeri vurgulanır. Hz. Ali ve Hz. Fâtıma’nın terbiyesinde yetişen Hz. Hüseyin’in ilmi, takvası, yüksek ahlakı ve haksızlığa boyun eğmeyen karakteri eserin ilerleyen bölümlerindeki duruşunun temelini oluşturur. 2. Kerbela’ya Giden Siyasi Süreç Muâviye b. Ebû Süfyan’ın vefatı ve vasiyeti üzerine oğlu Yezid’in halifelik makamına geçmesi, İslam dünyasında şûra (seçim) sisteminden saltanata geçişin ilk adımı olur. Biat Baskısı: Yezid, hilafetini meşrulaştırmak için Medine Valisi aracılığıyla Hz. Hüseyin, Abdullah b. Zübeyr ve Abdullah b. Ömer gibi dönemin en saygın isimlerinden zorla biat almak ister. Biatın Reddi: Hz. Hüseyin, İslam'ın yönetim ilkelerine, liyakate ve adalete aykırı görerek Yezid’e biat etmeyi kesinlikle reddeder ve can güvenliği için Medine’den Mekke’ye geçer. 3. Kûfelilerin Daveti ve Müslim b. Akîl’in Şehadeti Hz. Hüseyin’in Yezid’e biat etmediğini duyan Kûfe halkı, ona binlerce mektup göndererek kendisini halife olarak tanımak istediklerini, Kûfe’ye gelirse ona sadakatle bağlanacaklarını bildirirler. Elçi Gönderilmesi: Hz.
1000Kitap
Hazret-i Hüseyin ve Kerbelâ FâciasıM. Asım Köksal · Ketebe Yayınları · 2024209 okunma
Puan vermedi·124 syf.··
2026 417. kitabı
Ya Tahammül Ya Sefer, modern Türk öykücülüğünün en özgün ve derinlikli seslerinden Mustafa Kutlu’nun, Türkiye’nin sosyo-kültürel ve siyasi dönüşümünü bireylerin iç dünyası üzerinden keskin bir şekilde gözler önüne serdiği sarsıcı bir uzun öyküsüdür. İlk kez 1983 yılında yayımlanan bu eser, yazarın ideolojik savrulmaları, dava bilincini ve modernleşmenin getirdiği yabancılaşmayı masaya yatırdığı en önemli kült kitaplarından biridir. Eser, 1960’lı ve 70’li yılların Türkiye’sinde idealist bir dava anlayışıyla bir araya gelen, inançları uğruna fedakarlıklar yapan bir grup gencin hikayesini konu alır. Kitabın merkezinde yer alan İlhan, Kerim, Murat ve Asım gibi karakterler, başlangıçta dünyayı değiştirmek ve inandıkları değerleri yaşatmak için büyük bir adanmışlıkla yola çıkarlar. Ancak zaman ilerledikçe, 1980 sonrasının getirdiği yeni dünya düzeni, kapitalistleşme ve güç arayışı bu insanları büyük bir sınavla karşı karşıya bırakır. Kimi sistemin çarklarına ayak uydurup zenginleşerek eski ideallerine sırtını döner (yani tahammül etmeyi seçer), kimi ise savrulup gider. Asım karakteri ise, davanın özünü ve samimiyetini korumak adına her şeyi geride bırakarak kendi içsel yolculuğuna ve sessiz direnişine (yani sefere) çıkmayı tercih eder. Mustafa Kutlu, kendine has o samimi, akıcı ve sinematografik anlatımıyla, bir dönemin entelektüel ve dini camiasının geçirdiği büyük zihniyet değişimini adeta bir ayna gibi topluma yansıtır. Ya Tahammül Ya Sefer, sadece siyasi veya sosyolojik bir eleştiri değil; insanın kendi vicdanıyla, hırslarıyla ve inançlarıyla yüzleşmesini sağlayan, güncelliğini asla kaybetmeyen zamansız bir ahlak ve dava muhasebesidir.
Ya Tahammül Ya SeferMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 201315,7bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·400 syf.··
2026 27. kitabı
Kendini arayan bir ademin yolculuğunun ilk durağında, arzu ettiğinin tam hedefinde buldu kendini. Mevlâna'ın dediği gibi: "Susuzlar âlemde su ararlar, su da cihanda susuzları arar." Amaç belli olunca vuslata ermek için Allah kendine yakınlaştırmayı kolaylaştırır.  Güneş gibi doğmak batıdan olmaz. Doğuya gitmek gerek. Asım da yeniden doğmak için Türkmenistan'ın Merv şehrine yol alır. Orda karşılaştığı Serkan arkadaşıyla özlem giderirken nerden bilecekti aradığı ayağına geldiğini? Asım farsça bildiğinden arkadaşının bir kitabının tercüme etme teklifi üzere sonraki durağı Semerkand olur. Eline aldığı hatırat ile 1200'lı yıllara adım atmış oldu. Ve okuduğu her cümle bu gününe ışık oldu. Karanlık gecelerine kandil oldu. Kaybolduğu  dünyadan sıyrılıp ihlâsa erdi. O öğrendikçe okuyucu da öğreniyor. Kalbi hâlim oldukça okuyucunun yüreği daha çok yumuşuyor. Neticede bizimle tanıştırdığı Mevlâna Halid'tir. "Rüzgarın Ardından" eserinde aslında Asım'ın kendini bulma arayış yolculuğu az ve öz olarak  tamamen Mevlâna Halid'in otobiyografisi anlatılıyor. Yunus Emre'nin şu vecizesi Asım'ın durumuna ne kadar manidardır: "İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsen, ya nice okumaktır?" Eserden damlayan her sözcük âdeta vücudun ihtiyaç duyduğu her meyve tadındadır. Kalbi huzura erdiren, beyni bilgiye doyuran, ruhu ferahlatan harika bir ilim bilgisidir. Şeyh Şamil'in dediği gibi: "Allah'a giden yollar gökteki yıldız sayısından fazladır. Biz o yollardan birini arıyoruz." Yazar da bu kitabında da kalplere Allah'ı ve Allah'a giden yolun kapılarını açıyor. #kalbedüşensızı #hayatsondanbaşlar kitaplarını tavsiye ettiğim gibi #rüzgarınardından 'ı da tavsiye ediyorum. #biralıntı "Her yolun kendi yolcusu, her yolun kendine has bineği var. Kimi yol var dolanır gider,
Rüzgârın ArdındanElif Veske · Eşik Yayınları · 2020411 okunma
Millî şairimiz Mehmet Akif Ersoy
10/10
·116 syf.··
2026 34. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 21:03
Milli şairimizin hayatını anlatan bu eserde; kronolojik olarak hayatını okurken şairimizin ilmi, ahlaki ,sanatsal ve fikri yönünü okuma fırsatı buldum. Mehmet Âkif Ersoy'un hayatı boyunca her yaşadığı olayla ilgili bir şiir yazması, hakikat konuşulması gerektiğinde kimseden çekinmemesi ve arkadaş seçiminde de hakikati açıkça haykıran arkadaşlarla birarada olması beni etkiledi. TBMM tarafından Kur'an'ı Kerim'in Türkçe Meali'nin yazımı için Mehmet Âkif Ersoy uygun görülmüş. Mehmet Âkif Ersoy ise bu görevi Elmalılı Hamdi Yazır'a devretmiş. İstiklal Marşımız kolay yazılmadı. Mehmet Akif Ersoy: Hafız, Alim, Baytar, Muallim , Milli Mücadeleye katılan bir Kahraman, İslam dünyasının o dönemdeki vaziyetini görüp İslam davası için her türlü fedakarlığı yapan, onların yeniden birlik olup bir Medeniyet kurmaları gerektiği düşüncesine sahip olan ve Asım'ın neslini yetiştirmek gerektiğini savunan Dava Adamı. Müslümanların Milli ve Manevi duygularını güçlendirmek için Milli Mücadelede komisyona katılıp halka moral veren ve kürsülerde halkı bilinçlendirmek için onlara seslenen bir Hatip, Mütefekkir. Dervişlerin ahlakından da ilham alan bir Şair (Eserde Mehmet Akif Ersoy'un Sultan II.Abdülhamide muhalefeti ve hürriyet yanlısı İttihat ve Terakkiye destek olması geçiyor. Araştırmalarıma göre Mehmet Akif Ersoy ileride bu görüşleri değişmiş.Buna değinilmemiş Kitap bu anlamda biyografi niteliğinde kısa ve öz.) Kitabı okumak isteyenlere tavsiye ederim. (Mehmet Âkifle ilgili okunabilecek kitaplar: Mehmet Akif,Mehmet Âkif, Mehmed Akif (Cilt 1), Mehmed Akif (Cilt 2)
Alıntı
İstiklâlimizin Bülbülü Mehmet Akif ErsoyMustafa Kara · Bursa İlahiyat Vakfı Yayınları · 201324 okunma
9/10
·124 syf.··
Beğendi
·
2018 1. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 03 Ocak 2018 00:00
Hayatın o sarsıcı, dönüştürücü belki bazen öğütücü yanını nazara veren bir hikâye ile karşı karşıyayız bu dünyada. Uğruna ölümü göze alacağımız değerlerin, düşüncelerin bir gençlik hevesi olduğuna bizi ikna edecek bir kurgunun içerisinde yaşıyoruz. Dava şuurunu iliklerimize kadar hissettiğimiz gençlik yıllarından bugüne dünyanın pörsüterek aşındırdığı o devasa değerler manzumesinin birer fantezi olduğuna iman etmeye icbar edildiğimiz bir “sanal gerçeklik” ile karşı karşıyayız. Pek az kimse çağın tüm cazibesiyle yolundan döndürmek üzere büyük mücadelelere giriştiği bu büyük savaşa direnebiliyor. İnsanların ekserisini caydıracak haklı(!) bir mazeret(!) bulunuyor. Her yeni nesil bu hikâyeyi yeni baştan yaşamaya mahkûm sanki. Birileri gelip birileri gidiyor. Neticede koca koca sözler edip sonra da o parlak sözlerin altında kalmış, o aydınlık düşüncülere yabancılaşmış insanlar boy gösterir olmuş her yanda. Zaaflara kapılmak, “hayatın gerçeklerinin görülmesi” olarak yutturulur olmuş.  Horatius’un dediği gibi 'quid rides, de te fabula narratur/ ne gülüyorsun anlattığım senin hikâyen.‘ İşte Mustafa Kutlu’nun 1983 yılında kaleme aldığı ‘Ya Tahammül Ya Sefer’ bizim hikâyemizi anlatıyor. Herkes kendine bir rol biçebilir bu hikâyeden. Makam uğruna kırk takla atıp, inançlarından, mukaddesatından, kimliğinden ödün verenlerimiz; kendini avukat Yunus Beyin yerine koyabilir. Gençliğinde medreseden bozma öğrenci yurdundaki hızlı mücahitlerden olan Yunus Bey bakan olur ve eşine başörtüsünü açtırtır. Kimimiz Yunus Beyin zaaflarını barındırıyoruz. Ve örtüyü çıkarmanın ağırlığı altında inleyip her akşam gözyaşı döken eşi Neslihan Hanımın rolünü eşinin yönlendirmeleriyle maneviyatından taviz verenlerimiz üstlenebilir. Kariyer ve kadın cazibesinin davayı terk ettirdiklerinin hayatı
Ya Tahammül Ya SeferMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 201315,7bin okunma
İslamda nikah yoluyla seks;helaldir,teşvik edilmiştirve sevaptır
10/10
·768 syf.··
Beğendi
·
2026 14. kitabı
Cinsellik, insan için yalnızca biyolojik bir üreme mekanizması ya da basit bir bedensel deşarj yöntemi değildir; fiziksel, duygusal, zihinsel ve ruhsal esenliği bütünüyle tamamlayan çok boyutlu, fıtri bir varoluş alanıdır --- Doğru yaşandığında cinsellik, doğanın insana sunduğu en güçlü haz, arınma ve şifa kaynağıdır. Uyarılma ve orgazm anında beyindeki 30'dan fazla bölge aynı anda aktive olur. Beyin adeta kendi doğal eczanesini devreye sokarak dopamin (coşku ve motivasyon), oksitosin (bağlanma ve sevgi), endorfin (doğal ağrı kesici ve huzur) ve serotonin (mutluluk ve tatmin) hormonlarını muazzam bir nörokimyasal şölenle kana karıştırır. Cinselliği bu derece harika ve tatmin edici bir lezzete dönüştürür --- İslam dini, cinsel doyumun ve hazzın sadece erkeğin değil, kadının da en doğal hakkı olduğunu savunur. Peygamberimiz (s.a.v.), eşlerin birbirini hazırlamadan, oynaşmadan ve cilveleşmeden "hayvanlar veya kuşlar gibi" doğrudan ilişkiye girmesini yasaklamış; öpüşme, dokunma ve tatlı sözlerle yapılacak ön sevişmeyi sünnet olarak hayatımıza katmıştır. İlişki esnasında acele edilmemesi, kadının da tatmin olmasının beklenmesi ve birleşmeden sonra hemen çekilmeyip bir süre ten tene kalınması (son sevişme) tavsiye edilmiştir. (Not: Yorum AI tarafından yapıldı, istem ve kaynakları ben verdim, dileyene detaylı olarak bilgi verebilirim)
Cinsellik
Evlilik ve Cinsel HayatAsım Uysal · Uysal Yayınevi · 200291 okunma