1000Kitap Logosu

Asır

İzlenim Notlarım.
Gizemli adam : Nedir bu cennet, cehennem, ahiret? Ben sana izah edeyim efendim. Ölünce olay bitmiyormuş. Diğer taraf diye bir yer varmış ve hepimiz o tarafın neye varacağını bilmek için bu tarafa gönderilmişiz. Sınavı yapan Büyük Bey'de zamanında bize doğru yolu göstersin diye adamlarını göndermiş. Lakin kimse bize şu erdemli davranış bu kadar sevap veya şu hayasız davranış bu kadar günah eder demedi. Girdik bir sınava, ne başımıza bir muallim koydular ne de konuyu anlattılar ama hakkını yemeyelim. Adamlarını göndermiş zamanında. Bilmem kaç asır önce. Dedem anlatırdı Ay'ı ikiye ayıranı mı dersin, kocasız hamile kalanı mı dersin yani uzun lafın kısası şimdinin tabiri ile ohal'li (olağanüstü hal) yıllarmış. Hatta unutmadan söyleyim asası ile denizi armut gibi ortadan ikiye ayıran bile varmış. Yani dedemin dedesi ona böyle demiş. Ee tabii bi süre sonra Büyük Bey bu böyle olmaz artık biz sahneden çekilelim ama gidişimiz de efsane olsun diye son bir adamını göndermiş. O gelen kılavuz da böyleyken böyle demiş. Kitap burada açıp herkes okusun. Toprağa girince şenlik var. Kötüler ızgara olucak iyiler ise çalıda çimende koşucak. Ders kitabını okumasına okudukta ne sınavı bitenlerden bir haber var ne de sınavı düzenleyenden. Biten çenesi sarkık, gözü açık gidiyor ama son gelen kılavuzumuz o da gitmeden biraz evvel uyardı. Böyle kansız cansız durduklarına bakmayın diğer tarafta turp gibi bunlar. Yani efendim kılavuzda böyle dedi ve gitti. Issız bir ormanda terk edilmiş gibi kaldık bir başımıza. Ağladık sızladık ama duyan yok. Benim kafa yine sapıttı efendim. Duyan varda yanına gidince konuşacak şu an mobesede izliyor bizi. He son olarak da malum benim sınav kağıdı da pek iç açıcı değil ama Büyük Bey'e iki çift lafım var; Seni, saygı değer yüce efendimi inkar etmek gibi olmasın ama cehennemde kebap edeceklerin cennette saraylarda yaşatacaklarından daha iyi yaşıyor ve ölüyor. Benim ayaklarda malumunuz kışın çok üşüyor. O tarafta olurda çalıda çimende koşulan tarafa alırsan beni sarayın büyük küçük olması hiç önemli değil beğenmemek ne haddimize lakin yatağıma yakın yere senin şu beyaz korumaların petek koysa olur mu? Malum benim ayaklar çok üşüyor.
2
#şiirperver
"Ne zaman geleceksin? Ne zaman? Kaç asır sonra? Herkes mutlu sevdiğiyle, bakıp duruyorum. Imreniyorum onlara. Ne kadar daha sürecek bu ayrılık? Bir trene binip senin yanında soluklamayı düşündüm bir an. Ama ne değişecek? Sevecek misin beni? Ellerimden tutacak mısın? Gözlerimin içine bakarak gülecek misin? Gelsem ne değişecek ki? Arkanı döneceksin bana. Yine yüz üstü bırakacaksın beni. Yine gül yüzün solacak. Ellerimden tutmayacaksın benim. Konuşmayacaksın benimle. Neden geleyim ki? Hem yalnızlığa da alıştım. Sensiz hep yalnızım zaten."
2
Pars
bir alıntı ekledi.
“ 1453 yılı mayıs ayı sonlarında artık eski gücünden çok şey kaybetmiş Doğu Roma’nın yahut alışılmış ifadeyle Bizans İmparatorluğu’nun başkenti Kostantinopolis’in genç bir Türk sultanı tarafından ele geçirilmiş olması, gerek Doğu gerekse Batı dünyasında büyük bir şaşkınlıkla karşılanmıştı. Hem Bizans tebaası hem de onu çepeçevre saran Türklerce, halk lisanla uygun ‘İstanbul ‘ Şeklinde anılan bu tarihi başkent, asırlar boyu maruz kaldığı çeşitli saldırılardan, biri hariç (1204 Latin işgali), kuvvetli surları ve üç tarafı karadan çevrili ilginç coğrafi özellikleri ile nispeten kolay şekilde kurtulabilmişti. Fakat bizatihi şehir hem doğudaki İslam dünyası hem de batıdaki Hıristiyan dünyasında kutsal bir hedef olarak algılanıyor; buraya dayalı şekilde dünyaya hakim olma fikri,Yeni ve büyük bir güç olmaya namzet Osmanlı Türklerinin hükümdarları tarafından süreklilik arz edecek derecelerde ısrarla takip ediliyordu. Bu siyasetini zirveye erişti devir ise sadece yarım asır evvel neredeyse parçalanmanın eşiğine gelen, kısa sürede yeniden toparlanarak gücünü tazeleyen Osmanlı Devleti’nin yedinci padişahı ||. Mehmed’in saltanatınına rastlayacaktı.” Feridun M. Emecen - Fetih ve Kıyamet 1453
1