• Kuzum siz filozoflar ne kadar cesursunuz. Fizik karanlıklarda, kimya kekeliyor, jenetik yeni dillendi. Tarih hata üstüne hata işlediğinin, metodlarını yeni baştan düzenlemek gerektiğinin henüz farkına varıyor. Hakikati bilen bir sizlersiniz. Evet dostum, sen 19. asır sonu ilimciliğinin temsilcisisin. Ele aldığın şema, belli bir dünyanın telkinlerini aksettiriyor: komünist dünyanın. Delikanlıların kulağını dolduran da Prag'dan Pekin'e kadar mırıldanılan şarkı. Onların iltifatını kaybetmek istemiyorsun
  • Anıtkabir'e her yıl beş ila dokuz milyon vatandaş koşuyor.
    Bu kitabın piyasaya çıktığı 2018 yılına kadar yaklaşık 455 milyon kişi Anıtkabir'i ziyaret etti. Bu sayı, Avrupa Birliği'ne üye 28 ülkenin toplam nüfusu kadardı.
    Yıllar geçtikçe külleneceğine, giderek alevlenen, böylesine sevginin, böylesine saygının, insanlık tarihinde örneği yok.
    Türk insanı vücuduna Mustafa Kemal'in imzasını dövme olarak kazıtıyor. Dövme yaptırmayan, otomobiline yapıştırıyor, motosikletinin kaskına yapıştırıyor, bebek arabalarına yazdırıyor.
    Vefatından neredeyse bir asır sonra, hiç tanışmadığı, hiç görmediği insanların bedenine imzasını atan bir başka lider yok.
  • Ömrü boyunca bir tek “oyuncak" aldı.
    Savarona...
    Piyasa fiyatı 10 milyon 400 bin dolardı.
    Amerikalı kadın sahibi Almanya'da yaptırmıştı, vergi duvarı nedeniyle ABD'ye sokamıyordu.
    Bu gelişmeleri titizlikle takip ettirmiş ve talip olmuştu.
    Hiç kullanılmadan, sıfır kilometre ikinci el'di.
    Sekizde birine, 1 milyon 200 bin dolara satın aldı.
    Neredeyse bir asır geçti, 45 milyon dolar fiyat biçiliyor.
  • A.H.Tanpınar'ın "19 Asır Türk Edebiyatı Tarihi" adlı kitabı, bugün dahi aşılamamış bir zirve oluşturmuştur edebiyat tarihçiliği yazımında.
  • MUSTAFA KEMAL; şanlı Kurtuluş ve yeniden kuruluş Mücadelemizin öncü şahsiyeti; tarihi direniş ve talihli diriliş hamlemizin simgesidir; bu nedenle iki türlü istismar edilir:

    1- Kimileri Onu tabulaştırıp, putlaştırıp, hatta bazen tanrılaştırıp; kendi dinsiz ve Darwinist ideolojilerine ve masonik hedeflerine Atatürk’ü alet ve toplumu nefret ettirmektedir.

    2- Ama kimileri de, Atatürk’ü din düşmanı gösterip, halkımıza onun rejiminden kurtaracaklarını vaad edip; emperyalizm ve Siyonizm uşaklıklarına sahte dindarlıklarını bir kılıf olarak geçirmektedir.

    Oysa Atatürk İslam’a değil, yozlaşmış bazı kurallara ve koflaşmış kurumlara karşı birisidir.“Şeriat” diye on üç asır öncesi Emevi, Abbasi, Selçuklu ve Osmanlı döneminin şartları ve ihtiyaçları için Kur’an ve Sünnetten çıkarılan fetvaları bu güne aynen uygulamaya kalkışmak divaneliktir ve mümkün değildir. Ancak: Aklı Selimin, Müsbet bilimin, vicdani tatmin ve kanaatin, tarihi birikimin, Kur’an’ı Kerim’in ve Peygamber öğretilerinin, hepsinin ortaklaşa gerekli, güzel ve yararlı bulduğu doğruları esas alarak ve bunlara aykırı yanlışlardan sakınarak, çağımızın ihtiyaçlarına ve Milli yapımıza uygun adil bir düzen kurmamız; böylece Din ile Devleti karıştırmak değil, ama barıştırmamız ve geçmişimizle geleceğimizi uzlaştırmamız önemlidir.

    Tarih bir milletin ortak beyni ve birikimidir. Geniş bir hendeği atlamak için hızlanmak üzere biraz geriye gidildiği gibi, yeni ve Milli atılımlar için de tarihimizden hız ve heyecan almamız ve geleceği geçmişin üzerine kurmamız gerekir. Bu nedenle özellikle yakın geçmişimizdeki, örneğin Sultan Vahdettin’le Mustafa Kemal gibi şahsiyetleri düşman gösterip boğuşturmak yerine, onları uyuşturmak ve kutlu gelecek inşasına uygun yorumlamak daha hayırlı ve yararlı bir düşüncedir. Yoksa bir tarafın birisini hain, karışı tarafın diğerini kâfir saydığı ve kamplaştığı bir toplum, mutlu ve güçlü ortak bir gelecek nasıl inşa edecektir?

    Yazının Tamamı: http://www.necmettinerbakan.net/...BE5NF-jlv3oM76qQJIGw
  • Görüldüğü gibi cemiyetler, fertlere nazaran daha dindar olmakla birlikte, çok defa yanlış inançlar içinde bocalamaktadırlar. Onun için onlar, gerçek dini öğrenmek için peygamberlere veya onların çizgisinde yürüyen "rehberlere" muhtaçtırlar. Aksi hâlde cemiyetler, "objektif" ve "subjektif" tanrılara tapinarak "Mutlak Varlık" olan Allah'a yol bulamazlar. Zaten bir bakıma, din ve tasavvuf, insanın fert ve cemiyet olarak kendini "objektif" ve "subjektif" sahte tanrilardan kurtarması demektir. Bu konuda büyük İslâm âlimi ve velisi İmam-ı Rabbani hazretleri (1563-1624): "Tasavvuf yolculuğundan maksat, ihlas makamına varmaktır. Bunun için enfüsi (subjektif) ve afaki (objektif) mabutlara tapınmaktan kurtulmak gerekir" diye buyurmaktadır (bk. İmam-ı Rabbani, Mektubat 40). Böyle düşününce Müslümanların, bir İslam cemiyetinde doğuşunu büyük bir nimet bilmelidir. Kulaklarına "Kâmet" ve "Ezan-ı Muhammedi" okunan ve Müslüman adları ile şereflenen, İslam'ın imanını, ahlakını ve edebini, ailesinden ve cemiyetinden öğrenen insanlar, Allah'a ne kadar şükretseler azdır. Bizim cemiyetimiz bize Allah'a giden yolu açarken, kimbilir hangi cemiyette doğan insanlar, daha kaç asir "sahte mabutlara" tapınmakta devam edeceklerdir!