• Uzun zamandır kitap okumuyordum. Evlilik gibi bir süreçten geçtim. Elime aldığım ilk kitabın da çok sürükleyici olması ilk tercihimdi. Yorumlara bakmadan aldım kitabı. Böyle realist bir anlatım ancak böyle akıcı olabilirdi. İlk Türk kadın tiyatro sanatçımız Afife Jale. Onun ve emeklerinin yok olma yok sayılma süreci. Bağımlı olması. İlk kez bir kitapta bir karaktere bu kadar kin doldum. Doktor doktor. Tek başına bir hastan köşesinde ölmesi ve daha acısı bunun kendi tercihi olması. Bazı insanlar ölüme bilerek gidiyor Afife bunlardan biri. Afife ve Ziya. Bilerek yok sayılan bir aşk. Kitapta tüm duygular bilerek yapılıyor. Ölüm sahnede emekleri olan bir sanatçıyı yok sayma. Bazı bölümler gerçekten gözümden yaşlar aktı. Çok can alıcıydı. Araştırmalarım sürüyor. Okuma maratonuna geri dönmek beni daha çok mutlu etti. Yeni kitaplarda görüşmek dileğiyle..
  • Aşk yalansa, neden bu kadar gerçek aşk acısı?- Ceyhun Yılmaz
  • Aynı düşünceleri paylaştığım çok yakın bir arkadaşım benim "Kürk mantolu madonna"ya olan sonsuz aşkımdan etkilenerek kitabı okumaya karar verdi ve dün bitirdi. Sordum ona nasıl buldun diye, "güzel kitap ama çok abatmışşın sen" dedi. Hayatımda ilk defa gerçek aşk acısı çektiğim için kendimi şanslı hissettim. Çünki sadece gerçek aşk acısının olgunlaştırdığı insanlar "Kürk mantolu madonna"yı bu kadar derinden hissede ve Sabahattin Aliyi bütün varlığı ile anlaya bilir.
  • Goethe bir aşk acısı üzerinden kişilere saygıyı,kahramanın dostunun karısına aşkını ve bunu bildiği halde werther'e dostunun aşkına duyduğu saygı.. ikilemler,gelgitler, aslında hepimizin yaşadığı duyguları muazzam bir ustalıkla kaleme almış
  • Hepimiz, karşılıksız aşk acısı çekenlere, arkadaşlarımıza, hatta devlet adamlarına, hakemlere ve başkanlara akıl vermeyi biliriz. Hepimiz ülkemizdeki sorunun ne olduğunu, en sevdiğimiz aletin neden pat diye yere düştüğünü ve dünyanın nasıl kurtarılacağını biliriz. Hepimiz DİĞER insanları çok iyi görürüz.
    Fred Alan Wolf
    Sayfa 186 - Omega Yayınları
  • Yazarın yazdığı ilk ve son roman. Ayrıca İlk Türk gerçekçilik romanı denemesi... Ve bence ilk olmasına rağmen gayet başarılı. Bir takım eksiklikler ve gereksiz uzatılmış bölümler olmasa gayet eğlenceli bir roman. Ama dediğim gibi ilk olması bazı durumları gözmezden gelmemiz için yeterli.
    Osmanlının son dönemlerinin yaşandığı ve batıcılık kavramının ne denli yanlış ve yersiz algılandığının açık kanıtlarını taşıyan kitap Fransız seviciliği ve "Avrupalı gibi olmak" akımını da irdelemektedir. Bu yönüylede ilklerdendir.

    Gelelim kitaba...

    Bihruz bey babası vezir olan zengin bir miras yedidir. Bu zenginlik vefatıyla, tüm mal varlığını oğluna bırakan babasının eseridir. Babanın sağlığında aile sürekli iller gezmekte ve Bihruz beyin eğitimi aksamaktadır. Babanın son tayini çıktığında annesi Bananın yanında gitmek istemeyip oğluyla İstanbul'da kalmış ve genç Bihruz beyin yarım yamalak eğitimi böylece tamamlanmıştır.
    Babasının ölümü Bihruz beyde pek derin bir etkiye neden olmamakla birlikte aklı kıt mirasyedi birdenbire ne yapacağını bilemediği yüklü bir servetle ortada kalakalınca aklına gelen ilk şeyi yapmış paranın altından girip üstünden çıkmıştır. Kosa sürede babasının yıllarına mal olan varlığını tarumar etmeyi başarmıştır.
    Bihruz beyde nerden geldiği bilinmeyen bir takım istibdatlar bulunmaktadır. Bunlardan birisi Fransızca öğrenmek ve öğrenmek ve öğrenmek... Diğeri ise her türlü at arabası. Özellikle Lando ismi verilen pahalı ve gösterişi olan arabalar...
    İşte mirasyedimiz baba parasını un ufak edip borca bulandığı o dönemde, bir dostuyla kendi arabasında hergün biteviye tekrarladığı "kenti şöyle bir turlamak" isimli alışkanlığı gereği kısa seyahatini tamamlıyor ve yol üzerinde açılışı yeni yapılacak olan bir kent bahçesine de şöyle bir uğramayı düşünüyordu. Tam o esnada yanlarından Lando bir araba geçti. Bihruz bey arabanın içinde iki kadın olduğunu seçebildi. Ve arkadaşını arabadan savarak kadınların peşine düştü. Kent bahçesine giren kadınlar kendilerince havuz kenarında zaman geçirmeye ve Bihruz bey tarafından dinlenip izlendiklerini bilmeden kendi aralarında konuşmaya başladılar. Kadınlardan güzel olan periveş hanımın söylediği bir kelime Bihruz beyi derhal etkiledi. Ve kadına sarı bir gül hediye etme cesaretinde bulundu. Kadınlar olayın dalgasında olmaları bir yana bu çiçeği kabul ettiler ve oradan uzaklaştılar. Bundan cesaret alan Bihruz bey onların arkasından gitmeye ve Periveş hanımın "haftaya yine gelelim" sözünü sevgiliye verilen bir randevu gibi algılayarak sevinçten çılgına dönme seviyesine gelmiştir. Ertesi hafta tekrar gelen Bihruz bey bir hafta boyu genç kıza acıklı bir şiir karalamış, içli ve insanı sürükleyen bir mektup yazmıştır.
    Nihayet sözü edilen gün iki kadın gelir ve arabayla o yakınlarda dolaşmaya başlarlar. Bu araba adi bir at arabası olmakla birlikte Bihruz bey duruma pek aldırış etmez. Bir şekilde mektubu kadınlara verir ve kadınlar uzaklaşırlar. Bu olaydan sonra periveş hanım ortadan kaybolur. Bihruz bey iki ay onu arar, bulamaz. Bu sırada kızı tanıyan Bihruz beyin devlet dairesimde beraber çalıştığı bit genç Bihruz beye kızın öldüğünü söyler ve Bihruz bey için o andan sonra matem dönemi başlar. İşin açıkçası kız hafifmeşrep karakterde hoppa ve züppe birisi ve ilk gün yanında beraber geldiği kadın ise kötü bilinen bir kadındır. Tesadüfen Lando araba kiralayarak Bihruz bey üzerinde zengin, kültürlü, batı terbiyesi görmüş bir aile etkisi yapmışlardır. Delikanlının aşk acısı çekme nedeni budur. Öte yandan Periveş hanımın öldüğünü söyleyen arkadaş ise çocukluktan yalan söyleme alışkanlığı olan ve nadiren doğru konuşan bir tiptir. Yani Periverin ölme haberi gerçek değildir.
    Ancak matem gerçektir. Bihruz beyin duyguları gerçektir. Bu itibarla Genç mirasyedi yataklara düşer ölüm kalım savaşı verir. Kendini çok zor toparlar, vicdanını geç rahatlatır...

    Bir gün annesiyle Ramazan ayı münasebetiyle yazlığa taşınma kararı alır. Oralarda yalnız yürüyüşlere çıkma ve Periveş hanımın üzerinde bıraktığı boşluğun acısını kendi başına çekme hevesleri taşımaktadır. Bu yürüyüşlerin birinde Periveşle karşılaşır. Gözlerine inanamaz. Delirmiş insan haraketlerine bürünür. Kızın yaşıyor olmasına bir türlü inanamaz.
    Konuşma arasında kıza Lando arabanın nerede olduğunu sorar ve acı gerçeği yani arabanın kira arabası olduğunu kızın ve yanındaki soytarı kadının ortalık kadını olduğunu yüzü çarpılmış, kulakları uğuldar bir halde duyar... Ne yapacağını şaşısır. Tam o anda yanlarından bir Lando araba geçmektedir. Şöyle seslenir " pardon". Ve lando arabaya doğru koşmaya başlar...


    Vesselam.
  • Aşk acısı çekmedim hiç, çünkü dünyanın verdiği acı her zaman güçlüydü.