Tamam, belki çeyreğindeyim ömrün, belki yarısı,
Belki çektiğim acılar daha nicelerinin tortusu.
Eksik parmağım,
seyrek saçım,
Sağır kulağım,
Topal ayağım,
Kokudan mahrumluğum,
Uyanıkken bile uyku mahmurluğum,
Ve tabii tevellütten beridir yüreğimde taşıdığım kalp ağrısı, aşk sancısı…
Ne ki tüm bunlar, ne ki bunların kıymetsiz hikâyeleri?
Tamam, belki az evvel okuduğum bininci kitaptır,
Belki yetecek tüm ömrüme, bugüne dek okuduklarım,
Belki en baştan ve ezberlercesine yeniden okumalı,
Belki bir bilge gibi ihtiyatla yaklaşmalı artık onlara.
Yahut artık ortaya dökmek vaktidir, bin kitaplık zihnin karmaşasını…
Belki bir şiirdir bu,
belki henüz tanımı olmayan bir söz sanatı.
Belki ne anlattığı belirsiz,
Belki girişten ibaret, gelişmesiz ve sonuçsuz…
Tamam, bu okuduğum bininci kitaptır henüz genç ömrümdeki,
Nasıl bir aceleyle yaşadığımın da kanıtıdır bu tozlu raflar.
Belki karanlık bir gecenin tenhalığında kaybolduğum bir sırada,
Bir Denizkızı çıkar karşıma ve “anlat” der bana,
“Anlat tüm bildiklerini bir çırpıda,”
Bense muhtemeldir, kesindir: utangaçlığın ve mahcubiyetin kızarıklığıyla,
“Unuttum tüm bildiklerimi ve şimdi sen varsın karşımda, öyle ise sensin artık bin kitaplık zihnin tüm içeriği…” diye gevelerim, saçmalarım bir çırpıda…