Kötülüğü tanımlamaya gerek yoktur insan daha hareketi yaptığı anda ondan anlaşılmaz bir rahatsızlık duyar, bile bile yapar ama rahatsız olarak yapar. Kötülüğü oradan anlarsın. Seni seven sevgiline artık seni sevmiyorum derken, hakkın olmayan bir parayı alıp harcarken, arkadaşınla buluşma saatine geç kaldığında onun seni öylece beklediğini bilirken insanın içinde onu rahatsız eden bir şeyler doğar. Kimi hızlıca üstesinden gelir kimisi ise gelemez ama kötülük her zaman ben buradayım diyen bir duygudur.
Bugün bir şey fark ettim. Evlenip çocuk sahibi olana kadar erkek yazarların ve erkek baş karakterlerin olduğu kitapları okumak bana normal gelirdi. Şimdiyse okudukça kitapta empati yapamadığımı, mantıken ve duygu bakımından bana farklı geldiğini hissettiğim an yazara bir göz atıyorum (çok uzun yıllardır e kitap okuduğum için genelde yazarlar kim bilmem konuya bakar açarım) erkek yazar ya da erkek bai kahraman olduğunu fark ediyorum. Yarım bıraktığım kitapların neredeyse çoğu erkek yazar. Sanırım erkek anlatımıyla empati kuramıyorum ama içimde ufak bir ses erkeklerin derinlikli karakter yazmadığımı düşünmeme de sebep oluyor… y da en azından kadın karakterleri benim aradığım derinlikte yazamadıklarını düşünmüyor değilim…
Merve Kızıldağ bence kadın karakterleri kurarken en yanlış erkekçe düşünce kadını doğrudan bir neden-sonuç ilişkisine oturtmaya çalışmak. kadın karakteri bir sandalın üzerinde gezintiye çıkmışçasına yazmak gerek. evet altında bir ahşap var, sen onun üzerindesin, evet kürekler de var ve hala bir yere gitme amacıyla binmişsin ama aynı zamanda o sandalın üzerinde durduğu bir deniz var. kadın karakterin illa ki derinine ineceğiz denilirse bence bu gelgitlerin atlanmaması gerek.