Aşk, beş duyunun sınırları içine hapsedilmiş insan zihninin, kuantum frekanslarına geçiş yapabilmesi için tasarlanmış kusursuz bir ezoterik mekanizmadır.
Yemek yemek, su içmek bedenin hayatta kalması için ne kadar zorunluysa, beşerî bir aşka tutulmak da ruhun uyanışı için o kadar temel bir ihtiyaçtır. Çünkü o, sistemin içine bilerek bırakılmış tek bir güvenlik açığıdır. "Leylâ'dan Mevlâ'ya varmak" sadece edebî bir metafor değildir. Tamamen nörolojik ve okült bir formüldür. İnsan beyni sonsuz olanı, şekilsiz olanı ve salt enerjiyi doğrudan algılayamaz. Sistem buna izin vermez. Bir bedene giydirmek şarttır.
Kabalistik öğretilerde ve antik okültizmde de kural budur: sonsuz ışık ancak sonlu bir aynadan yansıyarak gözlemlenebilir. Leyla, o aynadır. Mecnun, Leyla'nın sûretine tutulduğunda zihnindeki algı filtrelerini kapatmaya başlamıştı. Şehvete bulanmayan o şiddetli çekim, frekansını öyle bir yükseltti ki, bir noktadan sonra aynaya ihtiyacı kalmadı. Dünyevî aşka tutulmadan ilahî aşka ulaşabileceğini sananlar, basamakları tırmanmadan çatıya çıkmaya çalışanlardır. Züleyha, "Yusufum görmeyecekse kimin için süsleneyim" diyerek tüm mücevherlerini dağıttığında, madde dünyasıyla olan bağını kesmişti.
Aşk insanın gözünü kör etmez. Tam tersine; beşerî gözü kapatır, kalp gözünü açar. Dışarıda aradığın Yusuf'u eninde sonunda kaybedersin, çünkü o beşerîdir. Yorar, yıpratır ve biter. Ancak o acı bittiğinde, Kenan ilinin senin özünde, kalbinin tam merkezinde durduğunu fark edersin. Bu hakikate erersen, kalbini kilitli tuttuğun o sahte konfor alanında bir saniye bile duramazsın.
Aşkı bir duygu sanıyorsun. Değil. Aşk, evrenin senin egonu parçalamak için kullandığı en eski suikast silahıdır. Dünyada herkes aşkı bir birleşme, bir çoğalma sanır. Oysa aşk bizatihi ölümdür. Psikoloji