• Biliyorum gideceksin ...

    Bir eylül ayında ve günün herhangi bir vakti gideceksin.Ne eski bir şarkı engelleyecek gitmeni ne de yalnızca gözlerimde sakladığım aşkım.Usul usul ve ağır başlı adımlarla gideceksin.Her adımında gitmenin acısı yankılanacak sokakta. Bir törendeymişçesine göze batan bir yürüyüşle gideceksin ve ben çocuklar gibi  bakakalacağım ardından. Sen geriye dönüp bakmayacaksın.

    Gideceksin ...

    Yalnızca gözlerimde sakladığım aşkımı, sükuta kurban vereceğim. ''Keşke'' diyeceğim sonra ve sonraları da her zaman ''keşke'' diyeceğim. Söylenmemiş sözlerin ateşi yakacak bedenimi. Engisizyonlarda kurban edileceğim her gün. Geç kalmış infazın korkusu  kemirecek beynimi. Duvarlara bakıp hayıflanacağım.

    Biliyorum gideceksin ...

    Puslu bir eylül ayında gideceksin. Gözlerinle birlikte,saçlarınla birlikte gideceksin. Geride seni hatırlayan bir tek kelebekler kalacaklar. Bir tek kelebeklerin kanatlarına bakacağım özlemle. İlan edilmemiş bir aşkın hüznünü bırakacaksın bir de. Taşıyamayacak kadar yorgun olacağım sen yokken. Sonra yaşamak dediğimiz saltanatın soytarılığı kalacak üzerime. Sihirli sözcüklerin avutuculuğuna salacağım boyalı yüzümü. Kimse fark etmeyecek seni. Seni en kuytu bakışlarımda saklayacağım. Seni uykusuz gece yarılarımda saklayacağım. Başlanıp da bitirilmemiş yazılarımda. Bir radyo istasyonunda çalınan Ortaçağ şarkısında.

    Sen gideceksin ...

    Ve aslında gitmelisin de ...

    Hem de bir eylül ayında gitmelisin ...

    Şehrin gece lambalarında dans etmeli veda bakışların ...

    Korkularımla öylece kalakalmalıyım, basık bir kenar mahalle kahvehanesinde. Aşkınla sıcak bir çay içmeliyim. Küfürler saçıp etrafa belalara bulaştırmalıyım ağrılı başımı ...

    Yokluğuna alışmamalıyım ...

    Alışmamalıyım ...
  • "Aşk acısı zannettiğin şey, aşkın kendisidir."
  • Hatıralar çıkmıyor hayatımdan
    Hüsran hiç eksik olmuyor yanımdan
    Aşkın acısı gitmiyor başımdan
    Sana şiir yazıyorum durmadan

    Bu sevgimi anlatsam ömrüm yetmez
    Benim bu deli kalbim söz dinlemez
    Bu halimi aşık olmayan bilmez
    Sana şiir yazıyorum durmadan

    Mustafa Ermişcan
  • 1960 yılında yaşadığı ölümsüz aşkı kelimelerle ebedi kılan Abdurrahim Karakoç’un gerçek adını gizleyip, Mihriban diye seslendiği o güzel Anadolu kızının hikâyesi bu…

    Köyde düğün olacaktır, civardan misafirler gelmeye başlar. Genç Abdurrahim köyünde genç bir kız görür, gördüğü kız ailesiyle komşunun düğününe gelen misafir kızdır. Tanışmak nasip olur… Mihriban’ın kelime anlamı: Şefkatli, merhametli, muhabbetli, güler yüzlü, yumuşak huylu manasına gelmektedir. İşte bu kız da aynı şeyleri kendi sıfatı yapmıştır. Misafirlikleri ilerledikçe aşk da ilerler.

    Bir sabah Abdurrahim kalkar ve Mihriban adını koyduğu sevdalısını görmeye gider, gider ki misafirler gitmiştir. Abdurrahim’in dünyası artık değişir, hayat manasızlaşmıştır, aşk acısı yüreğini yakar… Bu halini gören ailesi, kızı bulmak için Maraş’a gider, uzun aramadan sonra kızın ailesini bulur ve kızı isterler. Önce “kız küçük” derler, bahane bulurlar. Bakarlar ki Abdurrahim’in ailesi ısrarcıdır, gerçeği söylerler: “Kız nişanlıdır…”

    Ailesinin halinden olumsuzluğu sezen Abdurrahim, kızın nişanlı olduğunu duyunca da: “Bir daha bu evde ismi anılmayacak ve konusu geçmeyecek.” der.
    7 yıl sonra aşk ateşinin sönmediği anlaşılacaktır:

    Sarı saçlarına deli gönlümü,
    Bağlamıştın, çözülmüyor Mihriban.
    Ayrılıktan zor belleme ölümü,
    Görmeyince sezilmiyor Mihriban.

    Yar, deyince kalem elden düşüyor,
    Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor,
    Lambada titreyen alev üşüyor,
    Aşk kâğıda yazılmıyor Mihriban.

    Önce naz sonra söz ve sonra hile,
    Sevilen seveni düşürür dile.
    Seneler asırlar değişse bile,
    Eski töre bozulmuyor Mihriban.

    Tabiplerde ilaç yoktur yarama,
    Aşk değince ötesini arama.
    Her nesnenin bir bitimi var ama,
    Aşka hudut çizilmiyor Mihriban.

    Boşa bağlanmış bülbül gülüne,
    Kar koysan köz olur aşkın külüne,
    Şaştım kara bahtım tahammülüne,
    Taşa çalsam ezilmiyor Mihriban.

    Tarife sığmıyor aşkın anlamı,
    Ancak çeken bilir bu derdi gamı.
    Bir kördüğüm baştan sona tamamı,
    Çözemedim çözülmüyor Mihriban.

    Bu şiir türküye dönüşünce de duymayan kalmaz. Tabi Mihriban da… Bir mektup yazar Abdurrahim’e “Unutmak kolay değil” der. Abdurrahim ikinci bir şiir yazar:

    “Unutmak kolay mı? ” deme,
    Unutursun Mihriban’ım.
    Oğlun, kızın olsun hele
    Unutursun Mihriban’ım.

    Zaman erir kelep kelep…
    Meyve dalında kalmaz hep.
    Unutturur birçok sebep,
    Unutursun Mihriban’ım.

    Yıllar sinene yaslanır;
    Hatıraların paslanır.
    Bu deli gönlün uslanır.
    Unutursun Mihriban’ım.

    Süt emerdin gündüz-gece
    Unuttun ya, büyüyünce…
    Ha işte tıpkı öylece,
    Unutursun Mihriban’ım.

    Gün geçer, azalır sevgi;
    Değişir her şeyin rengi.
    Bugün değil, yarın belki,
    Unutursun Mihriban’ım.

    Düzen böyle bu gemide;
    Eskiler yiter yenide.
    Beni değil, sen seni de,
    Unutursun Mihriban’ım.

    “Mistik bir olgunlukla, Son bir kez diyor… Son bir kez daha görmek istemezdim… O beni hayalindeki gibi yaşatsın, ben de onu hayalimdeki gibi. O aşk, masum bir aşktı. Güzel bir aşktı. Bırakalım öyle kalsın…”

    “Bazen aklıma düşüyor. Ben unutursun diyorum ama insan hiçbir zaman unutamıyor… O bir mektup üzerine yazılmıştır. Benim gönderdiğim bir mektuptan dolayı bir cevap aldım. “Unutmak kolay mı?” başlığı mektubun. “Unutmak kolay mı? deme/Unutursun Mihriban’ım” diyorum. “Düzen böyle bu gemide/Eskiler yiter yeni de/Beni değil, sen seni de unutursun Mihriban’ım” diyorum…
  • 133 syf.
    Romeo ve Juliet birbirine düşman iki köklü ailenin çocuklarıdır.Montague’ler ve Capulet’ler. Romeo, güzeller güzeli Rosaline uğruna aşk acısı çekerken, arkadaşlarının ısrarı üzerine, baş düşmanları Capulet’lerin evindeki baloya katılır ve orada Capulet’lerin kızı Juliet’i görür. Birbirlerini görür görmez aşık olurlar, acı gerçeği öğrendikten sonra bile aşklarından vazgeçmez ve aşklarını korumak, yaşatmak adına , onları ölüme götürecek mücadelelerine sıkı sıkı sarılırlar..

    Romeo ve Juliet, imkansız aşklarının peşine düşmüş, tutkuları ölümlerini hazırlamıştır. Çünkü aşk, hesapsızca yaşandığında aşktır. Shakespeare de, Aşkın oklarına hedef olan bu gençlerden yola çıkarak, aşkın düzene nasıl yenildiğini ve aşıkları da peşinden nasıl da zahmetlice sürüklediğini şiirsel bir dille anlatmış.

    Aşk, hepimizin zaman zaman isteyerek, zaman zaman da bilinçsizce ama her seferinde tutku ile bağlı olduğumuz bir duygudur.
    Kısaca diyebiliriz ki; gerçek aşk, kavuşamadığınız sürece AŞK'tır.

    Shakespeare Oniki Gece’de şöyle der;

    Ey aşk, ne kadar duyarlısın her yeni düşünceye, duyguya!
    Sevgilinin aklınıçelen her yeni düşünceyi, Yutmaya hazırsın aç denizler gibi.
    Ama ne olursa olsun değeri
    Bir anda yitiriyor hepsini!
    Sevgilinin kafası çeşitli hayallerle dolu,
    Aşk ise hayal ediyor olmadık şeyleri.

    Velhasıl kelam “MUTLU AŞK YOKTUR”
  • Aşkın acısı içinizi yakmaz. Terk edildiğinde, ilişkilerin sona erdiğinde yaşadığın aşk acısı değil kimliğinin, gururunun,korkularının endişelerinin kabullenemediğin yalnızlığının deşilmesi olur.