Herkesin Bir Meri’si Vardır...
Bazı kitaplar bittiğinde kapağını kapatıp uzaklara bakarsınız; Cevat Turan’ın naif ve sarsıcı kalemiyle yazılan bu roman, benim için tam olarak böyle bir duygu şöleni oldu.
İmroz'un Rüzgârında Bir İsim: Meri
Müslümanlar ve Rumların bir arada yaşadığı bu adada, herkesin dilinde tek bir isim yankılanıyor: Meri (Maria). Yazar, adaya gelen bir gazetecinin röportajları üzerinden çok sesli bir anlatım sunuyor.
Keçi çobanından askerine, papazından mahkumuna kadar herkes kendi Meri’sini anlatıyor.
Tam bu noktada o sarsıcı soru akla düşüyor: Biz birini gerçekten olduğu gibi mi görüyoruz, yoksa sadece görmek istediklerimizi mi?
Aslında Meri, adanın aynası. Kimine göre çocuksu bir masumiyet, kimine göre tehlikeli bir arzu... İnsanoğlu kendi kötülüğünü, hırsını gizleyip ne varsa Meri’nin hayatına yüklemiş. Kimse onun içindeki fırtınayı görmeyi seçmemiş.
Kitabın Katmanları
Cevat Turan bu kırık ada hikâyesinde sadece bir kadının trajedisini değil, şunları da önümüze seriyor:
Göçün acımasızlığı ve toplumsal yaralar
Aşkın hemen yanındaki o ince ihanet çizgisi
Kadın bedeni üzerinden kurulan güç
savaşları
"Herkesin kıyameti kendisineymiş, o gün anladım. Ne ırkın ne inancın acısı farklıymış. Acının ve ölümün rengi aynı tonda yüzümüzün rengine dönüşüyormuş..."
Bir oturuşta bitecek kadar akıcı ama etkisi günlerce sürecek kadar derin bir roman. Ruhum İmroz'da, aklım Meri'de kaldı. İnsan ruhunun karanlık dehlizlerini seviyorsanız, bu kitaba mutlaka şans verin.
Peki, sizin Meri’niz hangisi?