Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Gözler göre göre, gönüller de alıştı. Acı sıradanlaştı, normalleşti, rutin hale geldi, tıpkı Filistin ve başka coğrafyalardaki acılar gibi...
Hepsinden öte, sadece şu soruyu sormak bile bizi kendimize getirmeye yetmeli: Hangimiz, öldükten sonra parçalanmış cesedimizin veya avret yerlerimiz açılmış şekilde vücutlarımızın fotoğraflarının sosyal medyada, WhatsApp gruplarında dolaştırılmasına razı olur?
Suriye'den ve diğer mazlum coğrafyalardan yansıyan karelere bakın. Görmediğimiz bir şey kaldı mı? Yoğun bombardımanlar, can çekişen çocuklar, enkazlardan çıkarılan paramparça haldeki bebekler, yavruları kollarında son nefesini veren annelerin feryatları... Her şey avucumuzun içinde, parmaklarımızın ucunda. Bunları paylaşıyor, WhatsApp gruplarında birbirimize yolluyor, üzerine yorumlar yapıp "beğeniler" topluyoruz. Nihayetinde değişen ne? Hiçbir şey.
Kanlı ceset fotoğraflarının ulu orta ve sürekli olarak paylaşılması, kalpleri dört aşamada katılaştırıyor: İlk önce bakamıyorsunuz, içiniz parçalanıyor. İkinci aşamada bakabilmeye başlıyorsunuz, "vay alçaklar!", "vay zalimler!" nidaları eşliğinde üzülmeye devam ediyorsunuz. Üçüncüde tepkiler artık,"tüh, yine katliam yapmışlar!" halini alıyor. Dördüncü ve son aşamada, "yazık!" demekten başka ses çıkmıyor ağzınızdan.