Reik
Aşk, kendisinden hoşnut olmayan egoyu kurtarma girişimidir; ama girişimin başarılı olacağının garantisi yoktur. Aşk çoğu zaman, ya eş seçimindeki talihsizlikten ya da ego başka bir kişinin aşkında güvende olamayacak kadar güçsüz olduğundan, başarıya ulaşamaz. Aşk dönemi sırasında imrenme, düşmanlık, sahiplenme ve kendini kabul ettirme istemi yok olmamıştır. Onlar yalnızca su altında kalmışlardır ve bazen şaşırtıcı bir şekilde yeniden belirirler. Aşkın evriminde, onun sonucunu belirleyen birçok faktör vardır. Kendi kendimizden tümüyle hoşnut olsaydık, aşk mümkün olamazdı. Öte yandan, ego çok güçsüzse ve bu nedenle mutluluğu arayacak cesareti olamayacak ölçüde kendine güvensizse de romantik aşk olanaksızlaşır. Belirli bir ölçüde öz güveni ve özsaygıyı yeniden kazanmak gereklidir; aksi takdirde kişi sevemez. Kendisini sevilmeye layık görmeyen kişi âşık olamaz. Ancak kendisini bir şekilde yeniden seven ya da kendisine belirli bir ölçüde değer veren kişi başka bir insanı sevebilir. Psikanalizden çok önce Nietzsche şöyle yazmıştır: “Kendisinden nefret eden adamdan korkmalıyız, çünkü onun hıncının kurbanı oluruz. Bu nedenle, ona kendisini sevdirmenin bir yolunu bulmalıyız.”
“Kadın ve erkek farklılıklarına rağmen eşittirler”
Prof. Dr. Nevzat Tarhan Kadın ve erkeğin beyin yapısı, ruhsal ve psikolojik yönden birbirlerinden pek çok farklı yönü olduğunu ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ancak iki cinsten birinin diğerinden üstün değil, iki cinsin bir elmanın yarısı gibi bir birini tamamladıklarını söyledi. Üsküdar Üniversitesi Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, son dönemlerde yoğun bir şekilde süregiden kadın-erkek eşitliği konusundaki tartışmalara açıklık getirdi. Tarhan, “Kadın Psikolojisi” isimli kitabında iki cinsi biyolojik ve psikolojik yönleriyle tahlil eden Tarhan, önemli ayrıntılara dikkat çekiyor. Son 10-15 yıldır nörolojik bilimlerdeki devrim ve genetik bilimlerdeki olağanüstü gelişmelerin kadın erkek farklılıklarını yeniden ele almayı zorunlu hale getirdiğini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan şu değerlendirmelerde bulunuyor. Kadına biçilen roller yeniden değerlendirilmeli “Birinci önermemiz, kadının biyolojisini göz önüne almadan onun için en uygun olanın tanımlanamayacağı gerçeğidir” diyen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “İkincisi, kültürel ve geleneksel aktarımların kadına biçtiği rollerin, günün verilerine göre yeniden tanımlanması gerektiği gerçeği. Üçüncü önermemiz, modernizmin getirdiği sosyokültürel değerlere rağmen ruh sağlığımızdaki olumsuz gidişatın kadın psikolojisi üzerindeki sonuçlarını gözden geçirmek gerekliliği. Dördüncü ise, kadına ikinci sınıf olmayı öneren erkek egemen kültüre karşı, kadın erkek savaşlarını teşvik eden feminizmin yanlışı yanlışla düzeltmeye çalıştığının kanıtlanması” dedi. “Ortalama erkek, ortalama kadından daha üstündür” düşüncesinin Aristoteles’in tezi olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Aynı tez materyalizmin teorisyenlerinden Nietzsche tarafından da savunuldu. “Peki, günümüze gelindiğinde bu durumun alternatifi nedir?
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Tanrıdır can veren kul ona borçlu Ben de bu sevdayı sana borçluyum Bu boynumun borcu bu gönül borcu Ben bu mutluluğu sana borçluyum. Dağlarda yol olsam seni beklerim Ömrümü verseler sana eklerim Seninle gül açtı tüm dileklerim Ben bu mutluluğu sana borçluyum. Ne böyle sevildim ne böyle sevdim Aşkın böylesini senden öğrendim Adına yazılı gönül senedim Çünkü ben bu aşkı sana borçluyum..
3 Haziran Pazartesi sabahı🖤💐 Vera pencereden giren güneşle erkenden uyanır, ama yataktan çıkmaz, sessizliği bozmak istemez. Saat yedi buçuğa doğru Nazım Hikmet kalkar. Yarı çıplak, her zamanki gibi koşarak kapıyı açacak, posta kutusundan mektupları, gazeteleri alacaktır. Sonra divana uzanacak, onları yutarcasına okuyacaktır. Kapının zincirini çıkaramaz, aralıktan sağ elini uzatır, postayla gazeteleri çekip alır. Yavaşça döner, fakat birden dizleri çözülür, yürüyemez. Can havliyle elini cebine atar, kalp hapını yanına almamıştır. Karısı Vera’yı çağırmak ister, ama sesi çıkmaz. Gücü kalmamıştır, kendiliğinden kapanan kapıya dayalı, askılığın oraya yığılıverir. Oturur, bacakları uzanık, kolları iki yanına düşük, gazete ve mektuplar önüne saçık, mavi gözleri yarı açık orada can verir. Nazım Vera’yı tanıdığı zamanlar ağır hasta haldeymiş. Vera’ya duyacağı derin aşkın onu ölüm döşeğine götüreceğini tahmin ettiği halde, gönlüne söz geçirememiş ve sevdalanmış. Uzun zaman şiir yazmayan Nazım tüm hastalıklarını unutmuş ve Vera’sına şu satırları yazmış. Bir yaz yağmuru yağdı içime gümüş güvercinler uçtu damlarımdan koştu yalınayak toprağım… Nazım ölüm döşeğindeyken, ölmeden kısa bir süre öncede Vera’ya şu sözleri söyler; "öldükten sonra yarım saat için uyanmak isterdim. bana bunca acı çektiren yüreğimi görmek, bir de senin ağlayışını işitmek için..." Nazım'ın öldükten sonra Vera'nın gözlerinin önünde, ruhu bedeninden ayrılmış hâlini gösteren o fotoğrafa her baktığımda içimde bir hüzün olur. O kare yalnızca bir vedayı değil, insanın kaçmaya çalıştığı en büyük gerçeği de anlatır. Bir gün hepimizin son nefesini vereceğini, kurduğumuz hayallerin, biriktirdiğimiz anıların ve uğruna yıllar harcadığımız şeylerin geride kalacağını hatırlatır. O fotoğrafa baktıkça zamanın aslında ne
Bismillah...❤️ Sessizliğin Mukaddes Yükü: Biz Erkekler Biz erkekler, genellikle sükûtun gölgesine sığınmış birer yolcuyuzdur. Kalbimizden geçen fırtınaları dindirmeyi değil, o fırtınanın ortasında dimdik durmayı "mertlik" belledik. Biz erkekler, çoğu zaman kelimelerimiz kıttır bizim; sevgimizi bir sözle değil, yorgun bir akşamın getirdiği ekmekle, nasır tutmuş ellerle veya sadece orada, sarsılmaz bir dağ gibi duruşumuzla anlatırız. Biz erkekler, içimizde hiç büyümeyen o çocuk, babasının gözündeki bir takdir kırıntısı için bir ömür koşar durur. Biz erkekler, bir zamanlar babamızın heybetinde aradığımız huzuru, gün gelir kendi evlatlarımızın sığınağı olduğumuzda idrak ederiz. Biz erkekler, o zaman anlarız ki; erkek olmak sadece korumak değil, kendi ruhunu başkalarının mutluluğu için bir feda makamına dönüştürmektir. Biz erkekler, gözyaşlarımızı içimize akıtmayı, hüzünlerimizi kimsenin görmediği birer hazine gibi saklamayı çok erken yaşta öğreniriz. Biz erkekler, aslında her birimiz, dünyadaki o muhteşem nizamın küçük birer parçası olarak, hayatın engebeli yollarında bir "vefa" nöbetçisiyizdir. Biz erkekler, bir kedinin bakışındaki merhameti gördüğümüzde ya da bir çiçeğin açışındaki o ilahî sanata şahit olduğumuzda, göğsümüzde çarpan o sert kabuğun altında ne kadar hassas bir cevher taşıdığımızı hatırlarız. Biz erkekler, hayranlığımız Yaradan’a, sadakatimiz köklerimize, borcumuz ise bizden sonraki nesillere bırakacağımız o temiz isimdir. Biz erkekler, bizim hikâyemiz, gürültülü nutukların değil; secdedeki aşkın, bir çocuğun saçını okşayan şefkatin ve her şeye rağmen yıkılmayan o vakur sabrın hikâyesidir. ___ /Güven Taşdemir
Deli kadınları sevin azizim En içten en temiz en dürüst onlardır En yürekli kadınlardır Sevdiklerine sahip çıkan Büyük yürekli delikanlı kadınlardır Bir o kadar gerçek Bir o kadar saf, temiz Unutmayın! Tek şansınız olur kalplerinde Kırarsanız üzerseniz, incitirseniz Kaybedersiniz Eğer siz Aşk nedir bilmiyorsanız Ve istiyorsanız mutluluğu süresiz Sevin deli kadınları Öğrenin sevilmenin en güzel yanını Aşkın o güzel tadını. Aşkın arzunun mutluluğun tadına varmak için Deli ruhlu kadınları sevin