"mutlu aşk yoktur".
Melek , Haklısın aşktan ölünmüyor ama aşksız da yaşanmıyor. Bizim kuşak romantik aşka tutkuya aşk acılarına inanırdı. Aşkın imkansız olması acıtması daha da makbuldü. Aragon'un mısralarındaki gibi "mutlu aşk yoktur". Ben de aşkı ve mutluluğu bir arada düşünemedim hiç. İmkansız aşklar her zaman daha cazip geldi.düz aşkın anlamı yoktu. "
Sayfa 66 - Can·Kitabı okuyor
Alıntı
Gülün Hangi Rengini Tercih Edersiniz?
"Gülün renklerinin taşıdığı anlamlar hemen hemen evrenseldir. Kırmızı gül aşkı, romantizmi, güzelliği ve kusursuzluğu temsil eder; beyaz gül ise masumiyet ve saflık anlamına gelir; şarap rengindeki gül zarafeti, şıklığı , hayranlığı , takdiri ve sevinci simgeler; sarı gül sıcaklığı, arkadaşlığı ve mutluluğu ifade eder; turuncu gül arzuyu, isteği, tutkuyu, heyecanı ve ateşli aşkı anlatırken insanı hayrete düşüren eflatun renkli gül ise büyülenme ve ilk görüşte aşkın simgesidir."
Sayfa 106·Kitabı okudu
Alıntı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Ey aşkın meşru ve temiz mutluluğu! Demek seni de satın almak gerek?
Sayfa 404·Kitabı okudu
Alıntı
Anna Karenina, insanın mutluluğu nerede aradığı sorusunu merkezine alan derin bir romandır. Eser, bireysel arzular ile toplumun beklentileri arasındaki çatışmayı incelerken, aşkın, aile hayatının, sadakatin ve kişisel özgürlüğün insan yaşamındaki yerini sorgular. Leo Tolstoy, karakterleri aracılığıyla insanların yalnızca tutkularıyla değil, aynı zamanda vicdanları, değerleri ve hayatın anlamına dair arayışlarıyla da mücadele ettiğini gösterir. Romanın temel mesajlarından biri, gerçek mutluluğun yalnızca dış koşullarda veya anlık duygularda değil, insanın kendisiyle ve yaşamıyla kurduğu derin ilişkide aranması gerektiğidir. Bu yönüyle Anna Karenina, yalnızca belirli bir dönemin hikâyesini anlatan bir eser değil, insan doğasına dair evrensel sorular soran zamansız bir klasiktir.
İş Bankası·Kitabı okudu
Klasikler
Kalp Ağrısı
Aşkın insanı, bütün dünyayı bahar gibi gösterecek şekilde ele geçiren bir esrime hali olduğunu düşündü, onu kendinden geçirecek bir mutluluğu sabırsızlıkla bekliyordu; ama bu mutluluk değildi; daha önce hiç bilmediği bir şey, ruhun bir açlığıydı, sancılı bir hasretti, acılı bir ıstıraptı. Bunu ilk kez ne zaman hissettiğini bulmaya çalıştı. Bilmiyordu. Ruhunun bu biteviye sancısına nasıl katlanabileceğini merak ediyordu. . .
Sayfa 359 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
İnsan yaşayıp gider, bir şeylerin özlemini çeker, birileriyle tanışır, sevişir, ardından evlenir, cemiyet içinde bir kadınla aşkı, doğumu ve ölümü tadar, sonra sokakta dönüp ince bacaklara bakar, muhteşem saçlar ya da ateşli bir öpücük yüzünden mahvolur, belki burjuva yataklarında ya da o leş otellerin yatılmaktan eskimiş şiltelerinde birkaç dakikalığına doyuma ulaştığı duygusuna kapılır, bazen bir kadına heyecan verici derecede cömert davranır, bazen ağlayarak dağ başında ya da bir büyük şehirde sonsuza dek birlikte yaşayacaklarına yemin eder. Fakat sonra aradan zaman geçer, bir yıl, üç yıl ya da iki hafta –tıpkı ölüm gibi aşkın da saat ve takvimle ölçülebilir bir zamanı olmadığını fark etmiş miydin?- ve büyük plan, büyük girişim başarısız olur ya da hayal edildiği kadar başarılı olmaz. Böylece ayrılık gelip çatar, öfke ya da huzur içinde; ve her şey, umut, arayış yeni baştan başlar. Ya da insanlar pes eder, ayrılmayıp birbirlerinin yaşama sevincini ve hayat enerjisini emerler, hasta olurlar, birbirlerini öldürürler, ölürler. Peki acaba gözlerini kapadıkları o en son anda anlamışlar mıdır? Birbirlerinden ne istemişlerdir? Onların tek yaptığı, emrini aşkın nefesi vasıtasıyla hayata geçiren büyük, kör bir kanuna boyun eğmektir; verilen emir de çiftleşerek türün devamını sağlayan erkek ve kadınlar yardımıyla dünyanın yenilenmesidir.