Arkadaşları ona moral verircesine, kendi çocuğu olan herkesin onlara taptığını anlatsa da çocukları gerçek anlamda hiç bir zaman sevmediğini düşünürdü. Sanki bedeninin içinde ondan çok daha büyük bir şey varmış da dışarı çıkmak için onu zorlayıp duruyordu. Buraya garip bir kaza sonucu düştüğünü, aslında şu anda Paris'teki bir dairede tek başına resim yapması gerektiğini söylemek istiyordu.
Çığlık atmak istiyordu ama onun yerine derin bir nefes alıp dua ediyordu.
Sesini yumuşatmaya çalışmıştı o anda. "Hadi tatlım. Gözüne sabun kaçsın istemezsin, değil mi?"
"Dünya böylesine korkunç bir yerken nasıl inancımızı koruyabiliriz ki?" diye sormuştu Kathleen bir defasında. Alice o anda onlara inancın gerçek anlamını öğretemediğini fark etmişti.
Sorun bir kişiyi parçalara ayıramazsınız, sevdiğiniz yanlarını alıp sevmediğiniz yanlarını bırakamamanızdı. Maggie, Gabe'in bazı taraflarını o kadar çok seviyordu ki mümkün olmayacağını bilse de sonsuza kadar o yönlerine tutunmak istiyordu.
Arlo hayatın kısa olduğuna ve yalnızca eğlenceli bulduğun kişilerle görüşmek gerektiğine inanırdı. Bağlılığın da sonradan kazanıldığını düşünürdü; aynı kandan olmak ,yakın olmayı gerektirmiyordu. O, ağabeyiyle babasını birkaç yılda bir, içlerinden biri tesadüfen diğerinin yaşadığı kasabadan geçtiğinde görürdü. Kathleen ona bu konuyu sorduğunda, Arlo onları bu kadar az gördüğü için vicdan azabı çekmediğini söylemişti. "Ortak bir yanımız yok ki," demisti. ...
"Ne konuda konuşabiliriz ki?" diye sormuştu Arlo, sanki insanlar aileleriyle sürükleyici sohbetler etmek için görüşürmüş gibi.
Kelleherlar, Kathleen'in onları görmeye yılda yalnızca iki defa gelmesini saygısızlık olarak nitelendirirdi. Massachusetts'e gitmeyi planladığını söylediğinde Arlo ona, "Neden kendini cezalandırmayabu kadar heveslisin?" diye sormuştu sadece.