Ayşe Öz

XVI. Lousi'yi öldürdüler, çünkü onlar, onun namussuz bir cani olduğunu söylüyorlardı ve kendi görüşlerine göre de haklıydılar, nasıl ki onun uğruna birer din şehidi gibi ölenler ve onu azizler katına çıkaranlar da haklıydı. Sonra zorbadır diye, Robespierre'in kafasını kestiler. Haklı olan kim, suçlu olan kim? Hiç kimse. Yaşıyorsun, yaşamana bak; yarın öleceksin, benim bir saat önce ölmüş olabileceğim gibi. Hem, sonsuzlukla ölçülünce yaşanacak ancak bir saniyemiz kaldığına göre, onu da zehir etmeye değer mi?
Sayfa 468·Kitabı okuyor
Hayata Dair
Çocuklarınız sizin çocuklarınız değildir. Onlar Hayat'ın kendine duyduğu özlemin oğulları ve kızlardır. Onlar sizinle gelirler, ama sizden değil, Ve onlar sizinle birlikte olsalar bile, yine de size ait değildirler. Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi degil; Çünkü kendi düşünceleri vardır onların. Onların bedenlerine bir ev sunabilirsiniz, ruhlarına değil; Çünkü onların ruhları, sizin düşte bile ziyaret edemeyeceğiniz o gelecegin evinde yaşarlar. Onlara benzemeye çaba gösterebilirsiniz, ama onları kendinize benzetmeye kalkmayın. Çünkü hayat geriye gitmez ve dünle de hiç oyalanmaz. Siz yaysınız, çocuklarınız da bu yaylardan fırlatılan canlı oklar. Okçu sonsuza giden yoldaki hedefi görür ve oklarının hızlı ve uzağa gitmesi için tüm gücüyle gerer sizi. Onun elinde gerilmeniz sevinç nedeni olsun size; Çünkü o fırlatılan oku sevdiği gibi, elindeki sağlam yayı da sever. Halil CİBRAN
Sayfa 26·Kitabı okuyor
Hayata Dair
Hepimiz hem özgür, hem de ait olmak isteriz. İlişkilerde ait olmak ve birey olmak arasındaki denge, yaşamın en temel olgularından biridir. İnsanoğlunun her ikisine de ihtiyacı vardır; hem ailesine, mahallesine, ibadethanesine, okuluna, futbol kulübüne, siyasi partisine ait olmak, hem de bir birey olarak özgürce var olmak ister. Ve anne-baba olarak bunun dengesini ayarlamak, çocuk gelişiminin en temel boyutlarından biridir.
Sayfa 24·Kitabı okuyor
Hayata Dair

Ayşe Öz

, bir kitabı okumaya başladı
Doğan Cüceloğlu
9/10 · 10,8bin okunma
Prens Andrey, kız kardeşinin heyecanla, coşkuyla boynuna astığı bu küçük tasvire bakarak, " Ne iyi olurdu," diye düşünüyordu, " Ne iyi olurdu, her şey Prenses Mariya'ya göründüğü gibi sade ve açık olsaydı. Bu dünyada kurtuluşun nerede olduğunu ve sonra orada, ölümden sonra bizi neyin beklediğini bilmek ne iyi olurdu! Şimdi ben, 'Merhamet et bana Tanrım,' diyebilseydim ne kadar mutlu olurdum... Ama bunu kime söyleyeceğim? Ya, belirsiz, ulaşılmaz bir varlıktır, ki ben ona seslenemem, seslensem de söyleyecek söz bulamam; ya da bir hiçtir," diye konuşuyordu kendi kendine, "ya da o, buraya Prenses Mariya'nın şu muskaya işlediği Tanrı'dır. Anlaşılır şeylerin hiçliğinden ve anlaşılamayan ama her şeyden önemli olan bir şeyin yüceliğinden başka gerçek olan hiç, hiçbir şey yok!"
Sayfa 432·Kitabı okuyor