(bi tık spoiler olabilir olmayadabilir)
“Bir Kürt Sevdiğimin İkinci Kitabı: Veda”,
içimde aynı anda hem öfke hem de kırgınlık uyandıran bir hikâye oldu. Gülşah’a karşı yer yer kızdım, bazı seçimlerini anlamakta zorlandım. Ama asıl kırgınlığım Şahin’e… Çünkü en çok seven gibi görünen, yine en sonunda “seviyorum” diyerek giden oldu.
Kitap boyunca sevgi ile ayrılık arasındaki o ince çizgiye şahit oluyoruz. Sevenin bile bazen geride bırakabildiğini, ama geride kalan kişinin bütün zorluklara rağmen sevdiği yere tutunmaya çalıştığını görüyoruz. Özellikle bir kadının, tüm yıkımlara rağmen “kalmak” istemesi ama yine de bırakılması… bu yönüyle kitap içimi fazlasıyla burktu.
“Veda”, sadece bir ayrılık hikâyesi değil; aynı zamanda sevmenin her zaman yetmediğini, bazen en çok sevenlerin bile en çok yaralayanlar olabildiğini anlatan bir yüzleşme gibi.
Okurken hem karakterlere sinir oldum hem de insanın içini sıkan o gerçeklik hissiyle baş başa kaldım. Çünkü bazı vedalar sadece iki kişi arasında değil, kalpte uzun süre kapanmayan izler bırakıyor.